<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>eng.Ugur Demirci &#187; Atatürk (Mustafa Kemal)</title>
	<atom:link href="http://ufoss.com/category/ataturk-mustafa-kemal/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://ufoss.com</link>
	<description>Hayata Dair Ne Varsa Ufoss'da !!!!</description>
	<lastBuildDate>Thu, 29 Jul 2010 15:01:00 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.0</generator>
		<item>
		<title>Mustafa Kemal ATATÜRK Hakkında bilinmeyenler</title>
		<link>http://ufoss.com/mustafa-kemal-ataturk-hakkinda-bilinmeyenler/</link>
		<comments>http://ufoss.com/mustafa-kemal-ataturk-hakkinda-bilinmeyenler/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 21 Jun 2010 11:36:18 +0000</pubDate>
		<dc:creator>ufoss</dc:creator>
				<category><![CDATA[Atatürk (Mustafa Kemal)]]></category>
		<category><![CDATA[ataturk hakkinda gercekler]]></category>
		<category><![CDATA[ataturkun hobileri]]></category>
		<category><![CDATA[ataturkun takintilari]]]></category>
		<category><![CDATA[bilinmeyenler]]></category>
		<category><![CDATA[ilginc bilgiler]]></category>
		<category><![CDATA[Mustafa Kemal Ataturk]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://ufoss.com/?p=2332</guid>
		<description><![CDATA[1.&#8221;ATA&#8221;Lafını Sevmezdi &#8220;Atatürk&#8221; hitabını ilk kez dönemin Türk Dil Kurumu Bşk. bir konuşmasında kullanmış, M.Kemal de çok beğenerek soyadı olarak aLmıştı.Kendisine &#8220;Ata&#8221; diye hitap edilmesinden hiç hoşlanmazdı. 2.EN SEVDİĞİ YEMEK Manastır Askeri Lisesi yıllarından kalan bir alışkanlıkla hayatı boyunca en sevdiği yemek kuru fasulye- pilav olarak kaldı.Tatlı sevmezdi ama canı tatlı istediğinde gül reçeli yerdi. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://ufoss.com/wp-content/uploads/2010/06/ataturk.jpg"><img class="alignleft size-thumbnail wp-image-2333" title="ataturk" src="http://ufoss.com/wp-content/uploads/2010/06/ataturk-150x150.jpg" alt="" width="150" height="150" /></a>1.&#8221;ATA&#8221;Lafını Sevmezdi<br />
&#8220;Atatürk&#8221; hitabını ilk kez dönemin Türk Dil Kurumu Bşk. bir konuşmasında kullanmış, M.Kemal de çok beğenerek soyadı olarak aLmıştı.Kendisine &#8220;Ata&#8221; diye hitap edilmesinden hiç hoşlanmazdı.</p>
<p>2.EN SEVDİĞİ YEMEK<span id="more-2332"></span><br />
Manastır Askeri Lisesi yıllarından kalan bir alışkanlıkla hayatı boyunca en sevdiği yemek kuru fasulye- pilav olarak kaldı.Tatlı sevmezdi ama canı tatlı istediğinde gül reçeli yerdi.</p>
<p>3.EN BÜYÜK HAYALİ DÜNYA TURUNA ÇIKMAKTI<br />
Ömrü yetseydi bir dünya turuna çıkıp Türk dili ve tarihi üzerindeki çalışmalarını genişletmek en büyük hayaliydi.</p>
<p>4.BAŞUCU KİTABI &#8220;ÇALIKUŞU&#8221;YDU.<br />
Binlerce kitabı vardı.Ama Reşat Nuri Güntekin`in ünlü Çalıkuşu romanını hayatı boyunca, hatta cephede bile başucundan ayırmaz, her gün rastgele bir yerinden açar, bir kaç sayfa okurdu.</p>
<p>5.KABUL SALONUNDAKİ AT YAVRUSU<br />
Atlardan sonra en sevdiği hayvan köpekti. &#8220;Fox&#8221; adını verdiği köpeği, Gazi`nin yatağının ayak ucunda uyurdu.Hayvanlara düşkünlüğü o dereceydi ki bir gün misafirlerinin de görebilmesi için yeni doğmuş bir tayla annesinin Çankaya Köşkü kabul salonuna getirilmesini bile emretmişti.</p>
<p>6.TAM BİR SALON ADAMI<br />
En sevdiği dans valsti. Müzik zevki çeşitlilik gösteriyordu.Klasik Batı müziği dışında Anadolu ezgilerini de severek dinlerdi.</p>
<p>7.GÖMLEKLERİNİN TÜMÜ BEYAZDI<br />
Gömleklerinin hepsi beyazdı. Bu gömlekler ilk yıllarda İsviçre`de özel olarak dikililen sonra yerli malı kullanma kampanyasına öncülük edebilmek için Beyoğlu`nda bir terziye diktiriLmeye başlanmıştı.</p>
<p>8.DOLABINDA LACİVERDE YER YOKTU<br />
Takım elbiselerinin tasarımlarını hep kendisi çizerdi.Lacivert takım giymeyi sevmezdi.</p>
<p>9.ÖLÇÜLERİ<br />
Boyu 1.74 idi.Hayatının son dönemlerine kadar 76 olan kilosu hastalığının ilerlemeye başlamasıyla 46 ya kadar düşmüştü. 43 numara siyah rugan ayakkabı giyerdi</p>
<p>10.RUMELİ ŞİVESİ <span style="color: #ffffff;">http://ufoss.com</span><br />
Özenli ve temiz bir Türkçe konuşurdu.Ancak bazı kelimeleri Rumeli şivesiyle telaffuz ederdi.</p>
<p>11.HAZİN BİR HİKAYE<br />
Hayatında bir dönem çok önemli yer tutan M.Kemal`in evlenmesinden sonra hayatına trajik bir şekilde son veren Fikriye Hanım`ın mezarının nerede olduğu bilinmiyor.</p>
<p>12.CUMHURBAŞKANLIĞINDAN SIKILIYORDU.<br />
Hayatının çoğunu geçirdiği savaş cephelerinden sonra Cumhurbaşkanı olarak geçirdiği yıllar ona bir tecrit yaşantısı gibi geliyor, çok sevdiği halkından ve sade bir vatandaş yaşamından uzaklaştığını düşünüyordu.</p>
<p>13.PAPA`NIN TEMSİLCİSİNE ELBİSE<br />
Kıyafet Kanunu çerçevesinde tüm din adamlarının dini kıyafetleriyle sokağa çıkmaları yasaklanınca, Monsenyör Roncalli`ye kendi terzisi Kemal Milaslı eliyle bir koleksiyon hazırlattı.</p>
<p>14.KENDİSİ TIRAŞ OLMAZDI.<br />
Sabah kahvaltılarıyla arası hiç hoş değildi.Yataktan kalkar kalkmaz odasındaki divanın üzerine bağdaş kurarak oturur, günün ilk kahvesini sigarasını içerdi.Bir özelliği de kendi kendine tıraş olmamasıydı.</p>
<p>15.DÜZEN TAKINTISI VARDI<br />
Evinde ,çevresinde hatta konuk olduğu evlerde bile eğri duran eşyaları düzeltmeden rahat edemezdi.</p>
<p>16.HOŞGÖRÜLÜ LİDER<br />
Köylünün birinin gazete kağıdına sardığı tütünü içmeye çalışırken eli yanmış ,&#8221;Alın bunu kendi içsin&#8221;diyerek Atatürk`e küfretmişti.Mahkemeye çıkarılacaktı. Atatürk olayı dinledikten sonra &#8220;Onu mahkemeye vereceğinize doğru dürüst sigara içmesini temin edin&#8221; dedi</p>
<p>17.SİGARA PAZARLIĞI<br />
Hastalığının başlangıcında kendisini muayene eden Dr.Fissinger günde kaç paket sigara içtiğini sormuş, Atatürk &#8220;sekiz&#8221; demişti. Doktor bunu günde bir pakete indirmesi gerektiğini söyleyince gülümseyerek cevap vermişti:&#8221;Ben zaten bir paket içiyorum. Bundan sonra bunu sizin izninizle yapacağım&#8221;</p>
<p>18.&#8221;BU NASIL HALKÇILIK?&#8221;<br />
Bir sabah milletvekilleri ile trene binmişti.Kondüktörün milletvekillerinden bilet parası almamasına şaşırmış nedenini sormuştu.Trenin milletvekillerine bedava olduğunu öğrenince epey sinirlenmiş &#8220;Ne de güzel halkçılık ama&#8221; demişti.</p>
<p>19.&#8221;LAİKLİK ADAM OLMAKTIR!&#8221;<br />
İlk mecliste üyelerden biri laikliğin ne manaya geldiğini anlayamadığını söyleyince Gazi sinirlenmiş elini kürsüye vurarak , &#8220;Adam olmak demektir hocam, adam olmak!&#8221;demiştir.</p>
<p>20.KURBANLARI BAĞIŞLARDI. <span style="color: #ffffff;">http://ufoss.com</span><br />
Gittiği yurt gezilerinde kendisi için kurban edilen hayvanlara bakamaz böyle durumlarda sırtını döner yada kesilmelerini engellerdi</p>
<p>21.YABANCI DİLE MERAKI<br />
Askeri lisede öğrenmeye başladığı Fransızcayı sonraki yıllarda geliştirdi. Zengin bir kelime bilgisi vardı.</p>
<p>22.FASULYESİNE POKER<br />
Kumardan hoşlanmaz ama arkadaşlarıyla fasulyesine poker oynardı.Oyun sonunda kazandıklarını iade ederdi.</p>
<p>23.KAN GÖRMEYE DAYANAMAZDI<br />
Cephelerde düşmanla göğüs göğüse savaşmış biri olarak en ilginç özelliği savaş meydanları dışında kan görünce fenalaşmasıydı.</p>
<p>24.KULAKLARI DUYNA TEK KİŞİ<br />
Fransız tarihçisi Herriot Ankara`ya geldiğininde Gazi`nin kulaklarının duyuyor olmasına şaşırmış anılarında bunu espirili bir dille anlatmıştı: &#8220;T.C`de bir tane kulakları duyan kişi var onu da Cumhurbaşkanı yapmışlar&#8221;</p>
<p>25.BİR RİCASI BAŞ AÇTIRDI<br />
Bir gün halk arasında dolaşırken çarşaflı bir kadına rastlamış, &#8220;Hafız Hanım benim hatırım için başındaki örtüyü açar mısın?&#8221; diye sormuştu. Kadın baş örtüsünü açarak , Atatürk`ün önünde eğildi ve ellerini öptü</p>
<p>26.BİLARDO VE YÜZME<br />
Sportmen kişiliği vardı.Hegün at biner , yüzmeye gider ve bilardo oynardı.</p>
<p>27.EN BAŞARILI DERSİ<br />
Eğitim hayatı boyunca en başarılı dersi matematikti. Pozitif bilimlere ilgisi hayatı boyunca sürdü.</p>
<p>28.YAĞCILARA GEÇİT YOK<br />
Yağcılığa çok kızardı. Bir akşam sofrasında kendisine gereksiz şekilde iltifat eden Abdülhak Hamit`e müdahale etti.</p>
<p>29.SON YILBAŞI GECESİ <span style="color: #ffffff;">http://ufoss.com</span><br />
1937`yi 1938`e bağlayan son yılbaşı gecesini Dışişleri Bakanı Tevfik Rüştü Aras ile başbaşa geçirmişti.O gece dolabındaki bazı elbiseleri bakana hediye etmişti</p>
<p>30.KÖŞKTEKİ GÜVERCİNLİK<br />
Kuşları çok severdi.Çankaya Köşkü`nde özel bir bakıcının ilgilendiği güvercinliği vardı</p>
<p><a href="http://www.1923turk.com/showthread.php?t=37931">http://www.1923turk.com/showthread.php?t=37931</a></p>
<img src="http://ufoss.com/?ak_action=api_record_view&id=2332&type=feed" alt="" /><h3  class="related_post_title">Benzer Konular</h3><ul class="related_post"><li><a href="http://ufoss.com/luzumsuz-bilgiler-ilginc-bilgiler/" title="Luzumsuz bilgiler &#8211; ilginc bilgiler">Luzumsuz bilgiler &#8211; ilginc bilgiler</a></li><li><a href="http://ufoss.com/ilginc-bilgiler/" title="Ilginc Bilgiler">Ilginc Bilgiler</a></li><li><a href="http://ufoss.com/ataturk-kitap-arsivi/" title="Atatürk Kitap Arşivi">Atatürk Kitap Arşivi</a></li></ul>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://ufoss.com/mustafa-kemal-ataturk-hakkinda-bilinmeyenler/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Mustafa Kemal Atatürk&#8217;ün Askeri Görevleri</title>
		<link>http://ufoss.com/mustafa-kemal-ataturkun-askeri-gorevleri/</link>
		<comments>http://ufoss.com/mustafa-kemal-ataturkun-askeri-gorevleri/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 29 Jan 2010 11:18:54 +0000</pubDate>
		<dc:creator>ufoss</dc:creator>
				<category><![CDATA[Atatürk (Mustafa Kemal)]]></category>
		<category><![CDATA[askeri gorevleri]]></category>
		<category><![CDATA[askerligi]]></category>
		<category><![CDATA[Atatürk]]></category>
		<category><![CDATA[mustafa kemal]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://ufoss.com/?p=1883</guid>
		<description><![CDATA[- 11 Ocak 1905/Kurmay Stajı için 5. Ordu 30. Süvari Alayı&#8217;na. -13 Ekim 1907/Selanik&#8217;teki 3. Ordu Karargahı&#8217;na, - 22 Haziran 1908/Rumeli Şark Demiryolları Müfettişliği&#8217;ne getirildi - 13 Ocak 1909/3. Ordu Redif, 17. Selanik Tümeni Kurmaylığı&#8217;na ve bu arada &#8220;Hareket Ordusu&#8221;nun 1. kademesinde Kurmay Başkanlığına, - 5 Kasım 1909/3. Ordu Karargahı&#8217;na, - 6 Eylül 1910/3. Ordu [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div id="_mcePaste"><a href="http://ufoss.com/wp-content/uploads/2010/01/ataturkasker.jpg"><img class="alignleft size-thumbnail wp-image-1884" title="ataturkasker" src="http://ufoss.com/wp-content/uploads/2010/01/ataturkasker-150x150.jpg" alt="" width="150" height="150" /></a>- 11 Ocak 1905/Kurmay Stajı için 5. Ordu 30. Süvari Alayı&#8217;na.</div>
<div id="_mcePaste">-13 Ekim 1907/Selanik&#8217;teki 3. Ordu Karargahı&#8217;na,</div>
<div id="_mcePaste">- 22 Haziran 1908/Rumeli Şark Demiryolları Müfettişliği&#8217;ne getirildi</div>
<div id="_mcePaste">- 13 Ocak 1909/3. Ordu Redif, 17. Selanik Tümeni Kurmaylığı&#8217;na ve bu arada &#8220;Hareket Ordusu&#8221;nun 1. kademesinde Kurmay Başkanlığına,<span id="more-1883"></span></div>
<div id="_mcePaste">- 5 Kasım 1909/3. Ordu Karargahı&#8217;na,</div>
<div id="_mcePaste">- 6 Eylül 1910/3. Ordu Subay Talimgahı Komutanlığı&#8217;na,</div>
<div id="_mcePaste">-1 Kasım 1910/Tekrar 3. Ordu Karargahı&#8217;na,</div>
<div id="_mcePaste">-15 Ocak 1911/5. Kolordu Karargahı&#8217;na, sonradan Kıdemli Yüzbaşı rütbesiyle 38. Piyade Alay Komutanlığı&#8217;na,</div>
<div id="_mcePaste">-13 Eylül 1911/Genel Kurmay Karargahı&#8217;na,</div>
<div id="_mcePaste">-1 Ocak 1912/Bingazi ve Derne Şark Gönüllüleri Komutanlığı&#8217;na,</div>
<div id="_mcePaste">-11 Mart 1912/Derne Komutanlığı&#8217;na getirildi.</div>
<div id="_mcePaste">-24 Ekim 1912/İstanbul&#8217;a döndü,</div>
<div id="_mcePaste">-21 Kasım 1912/Genel Karargah emrine verildi. Akdeniz Boğazı Kuvvei Mürettebe Komutanlığı Harekat Şubesi Müdürü, daha sonra da Bolayır Kolordusu Kurmay Başkanı,</div>
<div id="_mcePaste">-27 Ekim 1913/Sofya Askeri Ateşesi,</div>
<div id="_mcePaste">-11 Ocak 1914/Sofya görevine ek olarak Belgrad Ateşe militeri,</div>
<div id="_mcePaste">-20 Ocak 1915/19. Tümen Komutanı,</div>
<div id="_mcePaste">-28 Temmuz 1915/15. Kolordu Komutanı,</div>
<div id="_mcePaste">-8 Ağustos 1915/Anafartalar Grup Komutanı,</div>
<div id="_mcePaste">-19 Ağustos 1915/Anafartalar Grup Komutanlığı&#8217;na ek olarak 16. Kolordu Komutanı,</div>
<div id="_mcePaste">-27 Ocak 1916/Karargahı Edirne&#8217;de olan ve 25 Kasım 1916&#8242;da Diyarbakır&#8217;a nakledilen 16. Kolordu Komutanlığı,</div>
<div id="_mcePaste">-7 Mart 1917/2. Ordu Komutanı,</div>
<div id="_mcePaste">-Temmuz 1917/7. Ordu Komutanı, http://ufoss.com</div>
<div id="_mcePaste">-9 Ekim 1917/Becayişen 2. Ordu Komutanı,</div>
<div id="_mcePaste">-7 Kasım 1917/Genel Karargah emrine,</div>
<div id="_mcePaste">-20 Aralık 1917/Veliahtla birlikte Almanya gezisine gitti.</div>
<div id="_mcePaste">-7 Ağustos 1918/7. Ordu Komutanı,</div>
<div id="_mcePaste">-31 Ekim 1918/7. Ordu Komutanlığı ile birlikte Yıldırım Orduları Grup Komutanlığı&#8217;na,</div>
<div id="_mcePaste">- 7 Kasım 1918/Yıldırım Orduları Grubu&#8217;nun lağvedilmesi üzerine Harbiye Nezareti emrine,</div>
<div id="_mcePaste">-30 Nisan 1919/Askeri ve Mülki yetkilerle, 9. Ordu Kıtaatı Müfettişliği&#8217;ne (15 Haziran 1919&#8242;dan sonraki adı 3.)</div>
<div id="_mcePaste">-8 Temmuz 1919/Erzurum Kongresi öncesi ordu müfettişliğinden ve askerlik mesleğinden istifa etti.</div>
<div id="_mcePaste">-5 Ağustos 1921/TBMM Orduları Başkomutanı (Bu görevi üçer aylık sürelerle uzatılarak 29 EKİM 1923&#8242;e kadar sürdürmüştür.)</div>
<div id="_mcePaste">-30 Haziran 1927/Askerlikten emekliye ayrıldı.</div>
<p>- 11 Ocak 1905/Kurmay Stajı için 5. Ordu 30. Süvari Alayı&#8217;na.<br />
-13 Ekim 1907/Selanik&#8217;teki 3. Ordu Karargahı&#8217;na,<br />
- 22 Haziran 1908/Rumeli Şark Demiryolları Müfettişliği&#8217;ne getirildi<br />
- 13 Ocak 1909/3. Ordu Redif, 17. Selanik Tümeni Kurmaylığı&#8217;na ve bu arada &#8220;Hareket Ordusu&#8221;nun 1. kademesinde Kurmay Başkanlığına,<br />
- 5 Kasım 1909/3. Ordu Karargahı&#8217;na,<br />
- 6 Eylül 1910/3. Ordu Subay Talimgahı Komutanlığı&#8217;na,<br />
-1 Kasım 1910/Tekrar 3. Ordu Karargahı&#8217;na,<br />
-15 Ocak 1911/5. Kolordu Karargahı&#8217;na, sonradan Kıdemli Yüzbaşı rütbesiyle 38. Piyade Alay Komutanlığı&#8217;na,<br />
-13 Eylül 1911/Genel Kurmay Karargahı&#8217;na,<br />
-1 Ocak 1912/Bingazi ve Derne Şark Gönüllüleri Komutanlığı&#8217;na,<br />
-11 Mart 1912/Derne Komutanlığı&#8217;na getirildi.<br />
-24 Ekim 1912/İstanbul&#8217;a döndü,<br />
-21 Kasım 1912/Genel Karargah emrine verildi. Akdeniz Boğazı Kuvvei Mürettebe Komutanlığı Harekat Şubesi Müdürü, daha sonra da Bolayır Kolordusu Kurmay Başkanı,<br />
-27 Ekim 1913/Sofya Askeri Ateşesi,<br />
-11 Ocak 1914/Sofya görevine ek olarak Belgrad Ateşe militeri,<br />
-20 Ocak 1915/19. Tümen Komutanı,<br />
-28 Temmuz 1915/15. Kolordu Komutanı,<br />
-8 Ağustos 1915/Anafartalar Grup Komutanı,<br />
-19 Ağustos 1915/Anafartalar Grup Komutanlığı&#8217;na ek olarak 16. Kolordu Komutanı,<br />
-27 Ocak 1916/Karargahı Edirne&#8217;de olan ve 25 Kasım 1916&#8242;da Diyarbakır&#8217;a nakledilen 16. Kolordu Komutanlığı,<br />
-7 Mart 1917/2. Ordu Komutanı,<br />
-Temmuz 1917/7. Ordu Komutanı,<br />
-9 Ekim 1917/Becayişen 2. Ordu Komutanı,<br />
-7 Kasım 1917/Genel Karargah emrine,<br />
-20 Aralık 1917/Veliahtla birlikte Almanya gezisine gitti.<br />
-7 Ağustos 1918/7. Ordu Komutanı,<br />
-31 Ekim 1918/7. Ordu Komutanlığı ile birlikte Yıldırım Orduları Grup Komutanlığı&#8217;na,<br />
- 7 Kasım 1918/Yıldırım Orduları Grubu&#8217;nun lağvedilmesi üzerine Harbiye Nezareti emrine,<br />
-30 Nisan 1919/Askeri ve Mülki yetkilerle, 9. Ordu Kıtaatı Müfettişliği&#8217;ne (15 Haziran 1919&#8242;dan sonraki adı 3.)<br />
-8 Temmuz 1919/Erzurum Kongresi öncesi ordu müfettişliğinden ve askerlik mesleğinden istifa etti.<br />
-5 Ağustos 1921/TBMM Orduları Başkomutanı (Bu görevi üçer aylık sürelerle uzatılarak 29 EKİM 1923&#8242;e kadar sürdürmüştür.)<br />
-30 Haziran 1927/Askerlikten emekliye ayrıldı.</p>
<img src="http://ufoss.com/?ak_action=api_record_view&id=1883&type=feed" alt="" /><h3  class="related_post_title">Benzer Konular</h3><ul class="related_post"><li><a href="http://ufoss.com/ataturk-un-yazdigi-kitaplar-ve-icerikleri/" title="Atatürk&#8217; ün yazdığı kitaplar ve içerikleri">Atatürk&#8217; ün yazdığı kitaplar ve içerikleri</a></li><li><a href="http://ufoss.com/mustafa-kemal-pasa-bu-tavugu-nicin-yemedi/" title="MUSTAFA KEMAL PAŞA BU TAVUĞU NİÇiN YEMEDi?">MUSTAFA KEMAL PAŞA BU TAVUĞU NİÇiN YEMEDi?</a></li></ul>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://ufoss.com/mustafa-kemal-ataturkun-askeri-gorevleri/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>ATATÜRK&#8217;ÜN AİLESİ</title>
		<link>http://ufoss.com/ataturkun-ailesi/</link>
		<comments>http://ufoss.com/ataturkun-ailesi/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 20 Jan 2010 11:15:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator>ufoss</dc:creator>
				<category><![CDATA[Atatürk (Mustafa Kemal)]]></category>
		<category><![CDATA[ATATÜRK'ÜN AİLESİ]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://ufoss.com/?p=1879</guid>
		<description><![CDATA[Atatürk&#8217;ün annesi Zübeyde Hanım, Hacı Sofu ailesinden Feyzullah Ağa&#8217;nın kızıdır. Zeki, sağduyulu, dine ve geleneklere bağlı bir kadındı. Oğlunun mahalle mektebine gelenekten olan ilâhilerle başlamasını istemişti. Ancak oğlunun zamanın gerektirdiği biçimde yetişmesini engellememiş, hele kocası öldükten sonra onun iyi öğretim görmesine elinden geldiği kadar çalışmıştır… Onun sağduyusu ve taşıdığı yüksek onur duygularının bir örneği aşağıdaki [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div id="_mcePaste"><a href="http://ufoss.com/wp-content/uploads/2010/01/ataturkaanne.jpg"><img class="alignleft size-thumbnail wp-image-1880" title="ataturkaanne" src="http://ufoss.com/wp-content/uploads/2010/01/ataturkaanne-140x150.jpg" alt="" width="140" height="150" /></a>Atatürk&#8217;ün annesi Zübeyde Hanım, Hacı Sofu ailesinden Feyzullah Ağa&#8217;nın kızıdır. Zeki, sağduyulu, dine ve geleneklere bağlı bir kadındı. Oğlunun mahalle mektebine gelenekten olan ilâhilerle başlamasını istemişti. Ancak oğlunun zamanın gerektirdiği biçimde yetişmesini engellememiş, hele kocası öldükten sonra onun iyi öğretim görmesine elinden geldiği kadar çalışmıştır…<span id="more-1879"></span></div>
<div id="_mcePaste">Onun sağduyusu ve taşıdığı yüksek onur duygularının bir örneği aşağıdaki olayda görülür.</div>
<div id="_mcePaste">O, daha Selanik&#8217;te bulundukları sırada oğlunun, kendi evinde, II inci Abdülhamit yönetimine karşı çalışan bir takım arkadaşları ile yaptığı toplantıda nelerle uğraşıldığını öğrenince, padişaha karşı çalışmanın sonuçlarından ürkmüş, ancak Mustafa Kemal&#8217;in işi kendisine anlatması üzerine sorunu kavrayıp &#8221; gizli şeyleriniz varsa ben saklayayım, muvaffak olmak zordur, mahvolmak daha tabiidir &#8221; dedikten sonra şöyle konuşmuştur :</div>
<div id="_mcePaste">&#8221; &#8230; evlâdım bir gün bu işler olduktan sonra seni namus ve haysiyet sahibi olanlarla görmezsem işte o zaman meyus olurum. Ben senin kadar okumadım, senin kadar bilmem, seni gördüğün, anladığın şeyleri yapmaktan menetmeye kalkışmam, yalnız dikkat et, esas muvaffak olmaktır, muvaffak olmaya çalış &#8220;</div>
<div id="_mcePaste">Selanik, Yunanlıların eline düştükten sonra kızı Bayan Makbule (Ata&#8217;dan) ile İstanbul&#8217;a gelen Zübeyde Hanım millî mücadele sırasında binbir merak ve heyecan, ancak büyük kıvanç duyguları içinde İstanbul&#8217;da kalmış ve Ankara&#8217;ya gitmiştir.</div>
<div id="_mcePaste">Kalbinden hasta bulunduğu için Ankara&#8217;da kalması uygun görülmemiş ve zaferden sonra İzmir&#8217;e gönderilmiştir. Orada 1923 yılında vefat etmiştir. http://ufoss.com</div>
<div id="_mcePaste">Atatürk&#8217;ün babası Ali Rıza Efendi, Selânik yerlilerindendi. Uzak dedeleri Vidin&#8217;den ayrılarak Serez&#8217;de yerleşmişler, oradan da Selânik&#8217;e gelmişlerdi. Ali Rıza Efendi, önce Selanik&#8217;te evkaf kâtipliği yapmıştır. Atatürk, onu az hatırladığını söylemekle birlikte zekâ ve azmini anar, modern düşünceli bir kimse olduğunu söylerdi.</div>
<div id="_mcePaste">1876 da Sırbistan&#8217;la savaş başladıktan sonra Selanik&#8217;te gönüllülerden bir &#8220;Asakiri Milliye&#8221; taburu kurulmuş ve Ali Efendi orada mülâzımı evvel (Üsteğmen) olmuştur.</div>
<div id="_mcePaste">II. Abdülhamid&#8217;in vehmi üzerine bu ve buna benzer birlikler dağıtıldıktan az sonra Ali Efendi&#8217;nin evkaftan çekilip rüsumat memuru olduğu anlaşılıyor. Daha sonra özel hayata atılıp kereste tüccarlığı yapmıştır.</div>
<div id="_mcePaste">Atatürk&#8217;ün Selanik&#8217;te doğduğu evden ailenin orta halli, hatta bundan az üstün durumda olduğu anlaşılmaktadır.</div>
<div id="_mcePaste">XIX. uncu yüzyılda hele taşralarda kayıtlar pek eksik olduğundan onun doğum günü bilinmemektedir. O, Rumi 1286 yılında doğmuş olarak kayıtlı olduğuna göre 1880 veya 1881 de doğmuş demektir. Adı Mustafa idi.</div>
<div id="_mcePaste">19 Mayıs 1932 de Bay Reşit Saffet Atabinen&#8217;in kendisine &#8221; Doğum gününüzü kutlarım &#8221; yollu bir telgraf çekmesi, Atatürk&#8217;ün hoşuna gitmişti. Bundan az sonra Temmuz 1932 de Türk Tarih Kurumu&#8217;nun ilk kongresi sırasında Aydın Halkevi&#8217;nin tarih, dil, edebiyat komitesinin bir &#8221; Gazi Günü &#8221; kabul etmek istediğini söyleyip ona doğum gününü soran öğretmene Atatürk : &#8221; Bana onu sormayınız, ben doğduğum günü bilmiyorum &#8221; der ve &#8220;Gazi Günü&#8221; olarak da : &#8221; Samsun&#8217;a çıktığım günü &#8221; yapınız sözünü eklemiştir.</div>
<p>Atatürk&#8217;ün annesi Zübeyde Hanım, Hacı Sofu ailesinden Feyzullah Ağa&#8217;nın kızıdır. Zeki, sağduyulu, dine ve geleneklere bağlı bir kadındı. Oğlunun mahalle mektebine gelenekten olan ilâhilerle başlamasını istemişti. Ancak oğlunun zamanın gerektirdiği biçimde yetişmesini engellememiş, hele kocası öldükten sonra onun iyi öğretim görmesine elinden geldiği kadar çalışmıştır…<br />
Onun sağduyusu ve taşıdığı yüksek onur duygularının bir örneği aşağıdaki olayda görülür.O, daha Selanik&#8217;te bulundukları sırada oğlunun, kendi evinde, II inci Abdülhamit yönetimine karşı çalışan bir takım arkadaşları ile yaptığı toplantıda nelerle uğraşıldığını öğrenince, padişaha karşı çalışmanın sonuçlarından ürkmüş, ancak Mustafa Kemal&#8217;in işi kendisine anlatması üzerine sorunu kavrayıp &#8221; gizli şeyleriniz varsa ben saklayayım, muvaffak olmak zordur, mahvolmak daha tabiidir &#8221; dedikten sonra şöyle konuşmuştur :<br />
&#8221; &#8230; evlâdım bir gün bu işler olduktan sonra seni namus ve haysiyet sahibi olanlarla görmezsem işte o zaman meyus olurum. Ben senin kadar okumadım, senin kadar bilmem, seni gördüğün, anladığın şeyleri yapmaktan menetmeye kalkışmam, yalnız dikkat et, esas muvaffak olmaktır, muvaffak olmaya çalış &#8221;<br />
Selanik, Yunanlıların eline düştükten sonra kızı Bayan Makbule (Ata&#8217;dan) ile İstanbul&#8217;a gelen Zübeyde Hanım millî mücadele sırasında binbir merak ve heyecan, ancak büyük kıvanç duyguları içinde İstanbul&#8217;da kalmış ve Ankara&#8217;ya gitmiştir.http://ufoss.com<br />
Kalbinden hasta bulunduğu için Ankara&#8217;da kalması uygun görülmemiş ve zaferden sonra İzmir&#8217;e gönderilmiştir. Orada 1923 yılında vefat etmiştir.</p>
<p>Atatürk&#8217;ün babası Ali Rıza Efendi, Selânik yerlilerindendi. Uzak dedeleri Vidin&#8217;den ayrılarak Serez&#8217;de yerleşmişler, oradan da Selânik&#8217;e gelmişlerdi. Ali Rıza Efendi, önce Selanik&#8217;te evkaf kâtipliği yapmıştır. Atatürk, onu az hatırladığını söylemekle birlikte zekâ ve azmini anar, modern düşünceli bir kimse olduğunu söylerdi.<br />
1876 da Sırbistan&#8217;la savaş başladıktan sonra Selanik&#8217;te gönüllülerden bir &#8220;Asakiri Milliye&#8221; taburu kurulmuş ve Ali Efendi orada mülâzımı evvel (Üsteğmen) olmuştur.II. Abdülhamid&#8217;in vehmi üzerine bu ve buna benzer birlikler dağıtıldıktan az sonra Ali Efendi&#8217;nin evkaftan çekilip rüsumat memuru olduğu anlaşılıyor. Daha sonra özel hayata atılıp kereste tüccarlığı yapmıştır.</p>
<p>Atatürk&#8217;ün Selanik&#8217;te doğduğu evden ailenin orta halli, hatta bundan az üstün durumda olduğu anlaşılmaktadır.</p>
<p>XIX. uncu yüzyılda hele taşralarda kayıtlar pek eksik olduğundan onun doğum günü bilinmemektedir. O, Rumi 1286 yılında doğmuş olarak kayıtlı olduğuna göre 1880 veya 1881 de doğmuş demektir. Adı Mustafa idi.http://ufoss.com</p>
<p>19 Mayıs 1932 de Bay Reşit Saffet Atabinen&#8217;in kendisine &#8221; Doğum gününüzü kutlarım &#8221; yollu bir telgraf çekmesi, Atatürk&#8217;ün hoşuna gitmişti. Bundan az sonra Temmuz 1932 de Türk Tarih Kurumu&#8217;nun ilk kongresi sırasında Aydın Halkevi&#8217;nin tarih, dil, edebiyat komitesinin bir &#8221; Gazi Günü &#8221; kabul etmek istediğini söyleyip ona doğum gününü soran öğretmene Atatürk : &#8221; Bana onu sormayınız, ben doğduğum günü bilmiyorum &#8221; der ve &#8220;Gazi Günü&#8221; olarak da : &#8221; Samsun&#8217;a çıktığım günü &#8221; yapınız sözünü eklemiştir.</p>
<img src="http://ufoss.com/?ak_action=api_record_view&id=1879&type=feed" alt="" /><h3  class="related_post_title">Benzer Konular</h3><ul class="related_post"><li>Benzer Konu Basligi Bulunamadi</li></ul>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://ufoss.com/ataturkun-ailesi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Atatürkün Okul Hayatı ve Sonrası</title>
		<link>http://ufoss.com/ataturkun-okul-hayati-ve-sonrasi/</link>
		<comments>http://ufoss.com/ataturkun-okul-hayati-ve-sonrasi/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 15 Jan 2010 11:13:01 +0000</pubDate>
		<dc:creator>ufoss</dc:creator>
				<category><![CDATA[Atatürk (Mustafa Kemal)]]></category>
		<category><![CDATA[ataturk okul hayati]]></category>
		<category><![CDATA[ataturk okuldan sonra]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://ufoss.com/?p=1876</guid>
		<description><![CDATA[MUSTAFA KEMAL ATATÜRK&#8217;ÜN ÇOCUKLUK YILLARI Mustafa okula başlama çağına gelince, geleneklere bağlı annesiyle modern düşünceli babası arasında bir çatışma olur. Zübeyde Hanım, küçük Mustafa&#8217;nın, ilâhiyle Hafız Mehmet Efendi&#8217;nin mahalle mektebine, Ali Rıza Efendi ise modern öğretimde bulunan Şemsi Efendi&#8217;nin özel okuluna gitmesini ister. Sonunda Ali Rıza Efendi, bir çıkar yol bulur: Küçük Mustafa, ilk öğrenimine [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div id="_mcePaste"><a href="http://ufoss.com/wp-content/uploads/2010/01/okulda001.jpg"><img class="alignleft size-thumbnail wp-image-1877" title="okulda001" src="http://ufoss.com/wp-content/uploads/2010/01/okulda001-150x150.jpg" alt="" width="150" height="150" /></a>MUSTAFA KEMAL ATATÜRK&#8217;ÜN ÇOCUKLUK YILLARI</div>
<div id="_mcePaste">Mustafa okula başlama çağına gelince, geleneklere bağlı annesiyle modern düşünceli babası arasında bir çatışma olur. Zübeyde Hanım, küçük Mustafa&#8217;nın, ilâhiyle Hafız Mehmet Efendi&#8217;nin mahalle mektebine, Ali Rıza Efendi<span id="more-1876"></span>  ise modern öğretimde bulunan Şemsi Efendi&#8217;nin özel okuluna gitmesini ister. Sonunda Ali Rıza Efendi, bir çıkar yol bulur: Küçük Mustafa, ilk öğrenimine bir süre annesinin arzusuna uyarak Hafız Mehmet Efendi&#8217;nin mahalle mektebinde devam etti; fakat çok geçmeden babasının isteği ile Selânik&#8217;te çağdaş eğitim yapan Şemsi Efendi Mektebi&#8217;ne geçti ve ilkokulu burada bitirdi. Şemsi Efendi, yeni öğrencisinin yeteneklerini ve zekâsını takdir ettiğinden, küçük Mustafa&#8217;nın kendi okulundabulunmasından son derece memnundu.</div>
<div id="_mcePaste">Küçük Mustafa, bu okulda okurken babasını kaybetmiştir. Bu sıralarda isimleri Makbule ve Naciye olmak üzere kendisinden küçük iki kız kardeşi bulunuyordu. Babaları öldüğü zaman küçük Mustafa yedi, Makbule bir yaşını henüz doldurmuştu; Naciye ise kırk günlüktü. Bu en küçük kardeşleri genç kız iken Selânik&#8217;te vefat etmiştir.</div>
<div id="_mcePaste">1888 yılında Ali Rıza Efendi&#8217;nin ölmesi üzerine, yedi-sekiz yaşlarında yetim kalan küçük Mustafa&#8217;nın büyütülmesi ve yetiştirilmesi görevi, büyük Türk kadını Zübeyde Hanım&#8217;a düştü. Bunun üzerine, Zübeyde Hanım, üç çocuğu ile bir süre Selânik yakınlarındaki Rapla çiftliğinde subaşılık yapan kardeşi Hüseyin Efendi&#8217;nin yanına yerleşti. Çiftlik hayatı nedeniyle küçük Mustafa&#8217;nın öğrenimi ister istemez bir süre aksamıştı. Fakat çok geçmeden Selânik&#8217;e dönerek halasının yanında, bıraktığı yerden öğrenimine devam etti.</div>
<div id="_mcePaste">MUSTAFA KEMAL ATATÜRK&#8217;ÜN ÖĞRENİM HAYATI<span style="color: #ffffff;"> http://ufoss.com</span></div>
<div id="_mcePaste">Küçük Mustafa, Şemsi Efendi İlkokulu&#8217;ndan sonra bir süre Selânik Mülkiye Rüştiyesi&#8217;ne devam etti ise de Kaymak Hafız adlı Arapça öğretmeninin kendisine haksız yere sopa ile vurması üzerine bu okuldan ayrıldı ve Askerî rüştiyeye giden bir komşu çocuğunun giyimini ve genel olarak subayların kılığını pek beğenen küçük Mustafa, askerî rüştiiyeye girmek ister; askerlikten ürken annesi ise bunu istemez, ancak Mustafa bir akrabasının delaletiyle okulun kabul zamanında askerî rüştiyeye gidip imtihan verir ve okula alınır (1893). Böylelikle annesine karşı bir olup-bitti yapmış ve kendisine en uygun gelecek yola girmiş bulunur. Yazları, dayısı Hüseyin Efendi&#8217;nin yanına gider, okul zamanına kadar çiftlikte kalırdı. Mustafa bu okulu gerçekten sevmişti. Arkadaşları arasında zekâsı ve üstün yetenekleri ile kısa zamanda kendisini gösterdi ve öğretmenlerinin sevgisini kazandı; öğretmenleri neredeyse kendisine bir arkadaş muamelesi yapma gereğini hissetmişlerdi.</div>
<div id="_mcePaste">Bu okulda matematik öğretmenliği yapan Yüzbaşı Mustafa Efendi, genç öğrencisinin yetenekleri ve zekâsı karşısında sınıftaki diğer Mustafa&#8217;larla aralarındaki farkı belirtmek üzere öğrencisinin adının sonuna &#8220;Kemal&#8221; ismini ilâve etti. Artık genç öğrenci Mustafa Kemal olmuştu.</div>
<div id="_mcePaste">Mustafa Kemal, Selânik Askerî Rüştiyesi&#8217;ni bitirdikten sonra 1896 yılında Manastır Askerî İdadisi&#8217;ne girdi. Burada Ömer Naci ile arkadaşlık yaptı. İlerde ünlü bir hatip olarak tanınacak olan bu kişi, Mustafa Kemal&#8217;in hitabet ve edebiyat sevgisinde etkin rol oynadı. Yakın arkadaşlarından biri olacak olan Ali Fethi (Okyar) de bu okulda öğrenci idi. Genç Mustafa Kemal, askerî öğreniminin yanısıra yabancı dil öğrenimini de ihmal etmiyor; yazları izinli olarak Selânik&#8217;e döndüğü zaman Fransızca dersleri alıyordu.</div>
<div id="_mcePaste">Genç Mustafa Kemal, Manastır Askerî İdadisi&#8217;ni de başarı ile bitirerek 13 Mart 1899 tarihinde İstanbul&#8217;da Harp Okulu&#8217;na girdi. 3 senelik başarılı bir Harbiye öğreniminden sonra 10 Şubat 1902&#8242;de bu okulu Teğmen rütbesiyle bitirdi ve öğrenimine Harp Akademisi&#8217;nde devam etti. 1903 yılında Üsteğmen olmuştu. 11 Ocak 1905 tarihinde de Kurmay Yüzbaşı rütbesiyle Harp Akademisi&#8217;nden mezun oldu. Harp Okulu&#8217;nda ve Harp Akademisi&#8217;nde de zekâsı, yetenekleri ve üstün kişiliği ile kendisini arkadaşlarına ve öğretmenlerine tanıtmış, onların içten sevgi ve saygısını kazanmıştı. Askerlik derslerine büyük ilgisi yanında matematiğe, edebiyata ve güzel söz söylemeye karşı da merakı ve eğilimi vardı. Harbiye&#8217;de ve Harp Akademisi&#8217;nde, memleket ve millet davaları ile ilgilenmesi, düşüncelerini cesaretle ifadeden çekinmemesi sebebiyle aydın ve inkılâpçı bir subay olarak tanınmıştı. Devir istibdat idaresi idi ve bu davranışları aleyhine olabilirdi; ancak çevresince gerçekten çok sevilişi, düşüncelerinde samimi oluşu, onun herhangi bir tertibe kurban gitmesini önlemişti. Bununla beraber Harp Akademisi&#8217;nden mezuniyetini izleyen günlerde istibdat ve padişahlık rejimi aleyhindeki düşünceleri ve durumu, şüphe çekerek birkaç ay İstanbul&#8217;da tutuklu kaldı; sonra bir nevi sürgün olarak vazife ile 5 Şubat 1905 tarihinde Suriye bölgesine, Şam&#8217;a atandı.</div>
<div id="_mcePaste">MUSTAFA KEMAL ATATÜRK&#8217;ÜN ASKERÎ HAYATI</div>
<div id="_mcePaste">Şam&#8217;da 5. Ordu&#8217;nun emrinde kaldığı üç yıl içinde Suriye&#8217;nin hemen her yerini görevle dolaşmış, memleket idaresindeki aksaklıkları, ordunun eğitim ve öğretimindeki eksiklikleri daha da yakından görmüştü. Mustafa Kemal, burada 1906 yılı Ekim ayı içinde güvendiği bazı arkadaşlarıyla gizli olarak &#8220;Vatan ve Hürriyet Cemiyeti&#8221;ni kurdu. Bu arkadaşlarıyla beraber Beyrut, Yafa ve Kudüs&#8217;te de kurdukları cemiyeti genişletti. Bir ara gizli olarak Mısır ve Yunanistan yoluyla Selânik&#8217;e geçerek burada da &#8220;Vatan ve Hürriyet Cemiyeti&#8221;nin bir şubesini açtı ve tekrar Şam&#8217;a döndü. Şam&#8217;dan ayrılması hükûmetçe duyuldu ise de âmirleri kendisini koruduğundan bir ceza yoluna gidilmedi. Bir süre daha Şam&#8217;da kaldı. Bu sıralarda 20 Haziran 1907 tarihinde Kolağası (kıdemli yüzbaşı) oldu ve Şam&#8217;daki Ordunun Kurmay Başkanlı&#8217;ğında bir göreve getirildi.<span style="color: #ffffff;">http://ufoss.com</span></div>
<div id="_mcePaste">Mustafa Kemal, 13 Ekim 1907&#8242;de merkezi Manastır&#8217;da bulunan 3. Ordu Karargâhına atandı. Bu Karargâhın Selânik&#8217;teki şubesinde çalışmak üzere Selânik&#8217;e geldi. Bu sıralarda Selânik&#8217;teki &#8220;Vatan ve Hürriyet Cemiyeti&#8221; üyelerini de içine almış olan ittihat ve Terakki Cemiyeti&#8221; faaliyet halinde idi. Mustafa Kemal de Selânik&#8217;e gelişini takiben bu cemiyete dahil olarak hizmet görmeye başladı. Memleketin istibdat idaresinden kurtarılması, yapılacak yenilikler onun da temel düşüncesiydi. Selânik&#8217;e gelişini takiben kısa bir süre sonra 22 Haziran 1908 de Üsküp-Selânik arasındaki demiryolu müfettişliği de 3. Ordu Karargâhındaki görevine ek olarak kendisine verildi. Bu esnada Rumeli&#8217;de büyük faaliyet gösteren &#8220;İttihat ve Terakki Cemiyeti&#8221; Abdülhamit&#8217;i,1876 Anayasasını yeniden yürürlüğe koymaya ve kapatılan Meclis-i Mebusan&#8217;ı tekrar toplantıya çağırmaya zorlamaktadır. &#8220;Ittihat ve Terakki Cemiyeti nin bu girişimleri adım adım II. Meşrutiyetin ilânına uzandı.</div>
<div id="_mcePaste">23 Temmuz 1908 tarihinde İkinci Meşrutiyet ilân edildiği zaman Mustafa Kemal, Kolağası rütbesiyle Selânik&#8217;te askerî görevini sürdürmekte, bir yandan da &#8220;İttihat ve Terakki Cemiyeti&#8221; içinde çalışarak İstanbul&#8217;daki siyasi gelişmeleri yakından izlemektedir. O, II. Meşrutiyet gibi büyük bir inkılâbı takiben yapılanları kâfi görmüyor; bu fırsattan yararlanılarak memlekette daha büyük ve daha köklü değişikliklerin gerçekleştirilmesi gereğine inanıyordu. Fakat kendisinin görüşleri &#8220;İttihat ve Terakki Cemiyeti ileri gelenlerinin görüş ve düşüncelerine uymadı. Buna rağmen fikirleriyle zamanın söz sahibi kişilerini uyarmaktan da çekinmiyordu.</div>
<div id="_mcePaste">II. Meşrutiyet&#8217;in ilânı üzerinden henüz bir sene geçmemişti ki İstanbul&#8217;da 13 Nisan 1909&#8242;da bu harekete karşı, gerici çevrelerce desteklenen büyük bir isyan gelişti. Mustafa Kemal, 31 Mart Vak&#8217;ası olarak bilinen bu isyanı bastırmak üzere Rumeli de oluşturulan Hareket Ordusu&#8217;nun Kurmay Başkanlığı&#8217;na getirildi ve bu ordu ile 19 Nisan 1909 tarihinde İstanbul&#8217;a geldi. Hareket Ordusu&#8217;nun gerek yolda gerekse İstanbul&#8217;daki sevk ve idaresinde Kurmay Başkanı olarak önemli hizmetler gördü. Hareket Ordusu&#8217;nun İstânbul&#8217;a girdiği gün halka hitaben yayımlanan beyannameyi kendisi yazmıştı. Hareket Ordusu&#8217;nun duruma hakim oluşundan sonra Abdülhamit tahttan indirildi, yerine Sultan Reşat getirildi. Mustafa Kemal, bu gerici olayın bastırılmasından sonra İstanbul&#8217;da çok kalmayarak 16 Mayıs 1909&#8242;da tekrar Selânik&#8217;e döndü. Bu sıralarda Selânik ve çevresinde yapılan mânevralarda, tatbikatlarda düşünce ve görüşlerini cesaretle savunuyor; bu ise bazı üstlerinin dikkatini çekerken bazılarının da tahammülsüzlüğüne sebep oluyordu. Kendisi, bir yandan da askerî eğitim konuları üzerinde telif ve tercüme eserler hazırlıyordu.</div>
<div id="_mcePaste">O, II. Meşrutiyet&#8217;i takiben Ordu&#8217;nun &#8220;İttihat ve Terakki Cemiyeti&#8221; ile sıkı alâkasının ve siyasete karışmasının tehlikelerini sezinlemeye başlamış, bu görüşlerini 22 Eylül 1909&#8242;da Selânik&#8217;te toplanan &#8220;İttihat ve Terakki Bûyük Kongresi&#8221;nde açıkça dile getirmişti. Fâkat Cemiyetin önde gelenleri onun bu görüşlerini paylaşmadılar. Mustafa Kemal de kendisini Cemiyetten uzak tutarak doğrudan doğruya askeri vazifesine verdi. &#8220;İttihat ve Terakki Cemiyeti&#8221; ile anlaşmazlığı ve aralarının açılması böyle başladı.</div>
<div id="_mcePaste">Mustafa Kemal, Selânik&#8217;teki görevini başarı ile yürütürken 1910 yılı Eylül ayında askeri manevraları izleme amacıyla Fransa&#8217;ya gönderildi. Burada Fransız Ordusunu ve komutanlarını yakından tanıdı. Selânik&#8217;e dönüşünden kısa süre sonra 1911 Mart&#8217;ında Arnavutluk&#8217;ta bir isyan çıktı. Bu isyanı bastırmak üzere düzenlenen harekâtta Harbiye Nazırı Mahmut Şevket Paşa&#8217;nın yanında görev aldı.</div>
<div id="_mcePaste">Mustafa Kemal, 15 Ocak 1911&#8242;de 3. Ordu Karargâhındaki görevinden alınarak evvelâ 5. Kolordu Karargâhında, daha sonra yine Selânik&#8217;te bulunan 38. Piyade Alayı&#8217;nda görevlendirildi. Bu atamadan amaç, kendisine kıta hizmeti gördürerek onu başarısızlığa sürüklemek; bu suretle şevk ve hevesini bir ölçüde kırmak idi. Ama O, bu görevde de büyük başarılar gösterdi; eskiden olduğu gibi yine kumandanlarının, arkadaşlarının sevgi ve saygısını kazandı. Selânik garnizonundaki subaylar gittikçe onun etrafında toplanıyorlardı. Bu durum 3. Ordu Müfettişliğinin hoşuna gitmedi. O&#8217;nu Selânik&#8217;teki vazifesinden ayırarak 27 Eylül 1911 tarihinde İstanbul&#8217;da Genelkurmay Başkanlığında bir göreve tayin ettiler. Mustafa Kemal bu atama üzerine İstanbul&#8217;a gelerek bir süre Genelkurmay Başkanlığı&#8217;nda çalıştı.</div>
<div id="_mcePaste">5 Ekim 1911&#8242;de İtalyanlar Trablusgarp&#8217;a hücum ederek istilâ hareketlerine başlamışlardı. Mustafa Kemal, bu bölgede görev almak üzere 15 Ekim 1911&#8242;de İstanbul&#8217;dan ayrıldı. Trablusgarp&#8217;a gelişini takiben bir süre Tobruk ve Derne Bölgelerinde gönüllü mahalli kuvvetlerin başında bulundu.</div>
<div id="_mcePaste">12 Mart 1912 de Derne Komutanlığına getirildi. Bu sıralarda 27 Kasim 1911 tarihinde binbaşılığa terfi etti.</div>
<div id="_mcePaste">1912 yılı Ekim ayında Balkan Harbi başlamıştı. Mustafa Kemal, 24 Ekim 1912&#8242;de Trablusgarp&#8217;tan hareket ederek İstanbul&#8217;a geldi. 21 Kasım 1912&#8242;de Gelibolu&#8217;da bulunan Bahr-i Sefîd (Akdeniz) Boğazı Kuvay-ı Mürettebesi Komutanlığı Harekât Şubesi Müdürlüğü&#8217;ne atandı. Bu atama üzerine Gelibolu&#8217;ya geldi. Olaylar süratle gelişmiş, baba memleketi Selânik düşmüş, Bulgar Ordusu ilerleyerek Çatalca&#8217;ya kadar gelmişti. Bu elim vaziyet kendisini çok üzdü. Bu cephede bir süre sonra Bolayır Kolordusu Kurmay Başkanlığı&#8217;na getirildi. Bu görevde iken Dimetoka ve Edirne&#8217;nin düşmandan geri alınışında büyük hizmetleri gördü.<span style="color: #ffffff;">http://ufoss.com</span></div>
<div id="_mcePaste">Mustafa Kemal, Balkan Harbi&#8217;nden sonra, 27 Ekim 1913 tarihinde Sofya Ataşemiliterliğine atandı. 11 Ocak 1914 tarihinden itibaren Belgrad ve Çetine Ataşemiliterliklerini yürütme görevi de kendisine verildi. Sofya Ataşemiliterliğine atandığı günlerde yakın arkadaşı Ali Fethi (Okyar) de Sofya Elçiliğine atanmıştı. Mustafa Kemal Sofya Ataşemiliterliği esnasında</div>
<div id="_mcePaste">1 Mart 1914 tarihinde yarbaylığa terfi etti. 1915 yılı Ocak sonlarına kadar Sofya&#8217;da kaldı.</div>
<div id="_mcePaste">Bu sıralarda 1 Ağustos 1914&#8242;te Almanya&#8217;nın Rusya&#8217;ya harp ilanı ile I. Dünya Savaşı başlamıştı. Mustafa Kemal gelişen siyasi ve askeri olayları büyük bir dikkatle izlemekte; bir taraftan da görüş ve düşüncelerini Harbiye Nezaretine bildirmekte idi. Ona göre katılma zorunlu hale gelmedikçe Osmanlı Devleti bu büyük savaşın dışında kalmalıydı. Ancak olayların süratle gelişmesi 29 Ekim 1914&#8242;te Osmanlı Devletini de ister istemez İttifak Devletleri yanında harbe girmek mecburiyetinde bıraktı. Mustafa Kemal, bu gelişmeler üzerine Başkumandanlıktan kendisine faal bir hizmet istedi ise de uzun süre bu isteği yerine getirilmedi. Nihayet ısrarı üzerine, kendisini 20 Ocak 1915 tarihinde, Tekirdağ&#8217;da teşkil edilecek 19. Tümen Komutanlığına tayin ettiler. Mustafa Kemal, bu tayin üzerine Sofya&#8217;dan ayrılarak İstanbul a döndü; derhal yeni görev yerine hareket ederek Tümenini kurdu. Bu Tümen kısa süre sonra görülen lüzum üzerine 25 Şubat 1915&#8242;te Tekirdağ&#8217;dan Maydos (Eceabat)&#8217;a nakledildi. Mustafa Kemal burada, 19. Tümene ilâveten 9. Tümenin 2 Piyade Alayı ve bazı topçu birlikleri de emrine verilerek Maydos Mıntıkası Kumandanı olarak görev yaptı.</div>
<div id="_mcePaste">Gelibolu Yanmadasında önemli olaylar oluyordu. İngiliz donanması 18 Mart 1915 günü Çanakkale Boğazı&#8217;nı geçmeye teşebbüs etti ise de kıyı topçusunun başarılı savunması karşısında, muvaffak olamayarak ağır zayiat verdi. Donanması ile Boğazı geçemeyen düşman, bu defa Gelibolu Yarımadası&#8217;nı çıkarma ile zorlamaya karar verdi. Olaylar bu şekilde gelişirken, Genelkurmay Başkanlığı da 23 Mart 1915 tarihinde Gelibolu&#8217;da 5. Ordu kurulmasına karar vermiş, Komutanlığına da Alman Generali Liman von Sanders&#8217;i atamıştı.</div>
<div id="_mcePaste">Liman von Sanders, muhtemel düşman taarruzuna karşı kuvvetlerini üç gruba ayırarak planını yapmış; Mustafa Kemal&#8217;in başında bulunduğu kuvvetleri ordu ihtiyatına almıştı. Mustafa Kemal bu plan gereğince 18 Nisan 1915 günü Tümeniyle Bigalı&#8217;ya geçti.<span style="color: #ffffff;">http://ufoss.com</span></div>
<div id="_mcePaste">Düşman birlikleri 25 Nisan 1915 günü Seddülbahir ve Arıburnu bölgesinden ilk çıkarma hareketine başladı. Ancak çıkarma hareketi ilk gün karşısında Mustafa Kemal&#8217;i buldu. Mustafa Kemal, çıkarmanın başladığını görür görmez, kuvvetlerini süratle Bigalı&#8217;dan Conkbayırı&#8217;na sevketmişti. Arıburnu&#8217;ndan Conkbayırı&#8217;na ilerleyen İngiliz kuvvetleri, o gün, Mustafa Kemal&#8217;in komuta ettiği 19. Tümen kuvvetlerinin taarruzu ile geri çekilmeye mecbur edildi.</div>
<div id="_mcePaste">Conkbayırı taarruzunda Türk askeri görülmemiş bir inanç ve cesaretle savaşıyor, tarihin en büyük kahramanlık sahneleri sergileniyordu. Dâhi komutan, kumandanlara verdiği emre şu cümleleri de ilâve etmişti: &#8220;Ben, size taarruz emretmiyorum; ölmeyi emrediyorum! Biz ölünceye kadar geçecek zaman zarfında yerimize başka kuvvetler ve kumandanlar geçebilir!&#8221;</div>
<div id="_mcePaste">25 Nisan 1915 günü başlayan çıkarma, kuvvetlerimiz tarafından kıyıya kadar itilmesine rağmen düşman, 26 ve 27 Nisan 1915 günleri de çıkarma harekâtına devam etti. İlerlemek isteyen İngilizlerle yer yer şiddetli çarpışmalar oldu; ancak her taarruz Türk askerinin kahramanca savunması karşısında başarısız kaldı. Mustafa Kemal, Çanakkale Cephesindeki bu üstün başarıları üzerine 1 Haziran 1915&#8242;de Albaylığa terfi etti.</div>
<div id="_mcePaste">Düşman, Çanakkale&#8217;de başarı sağlayamamasına, ilerleme gösterememesine rağmen, yeni bir çıkarma yapmada kararlıydı. Düşünülen çıkarmanın gerçekleşebilmesi için, her şeyden önce ilk direnç hatlarını oluşturan Arıburnu ve Seddülbahir&#8217;deki Türk kuvvetlerinin yerlerinden sökülmesi gerekiyordu. İngilizler bu amaçla 6 ve 7 Ağustos l915 günleri, takviyeli kuvvetlerle yeni bir taarruz daha denediler; düşman kuvvetleriyle, kuvvetlerimiz arasında şiddetli muharebeler oldu. Ancak, Mustafa Kemal&#8217;in aldığı önlemler sayesinde düşmanın bu taarruzu da gelişme imkânı bulamadı.</div>
<div id="_mcePaste">Arıburnu ve Seddülbahir&#8217;deki taarruz devam ederken İngilizler 6 Ağustos 1919 akşamı Çanakkale&#8217;nin güney kıyılarına da asker çıkararak ilerlemeye başladı. Bu suretle Anafartalar Bölgesi de ansızın kritikleşti. Gelişen bu buhranlı durum üzerine Liman von Sanders&#8217;in emri ile komuta değişikliği yapılarak, &#8220;Anafartalar Grubu Komutanlığı&#8217;na 8 Ağustos 1915 tarihinde Albay Mustafa Kemal qetirildi. 9 Ağustos 1915 günü komutayı ele alan Mustata Kemal, beklemeksizin aynı gün yaptığı taarruz ile ilerleyen İngiliz kuvvetlerini tekrar çıkarma yaptıkları kıyılara itti. Aynı günün akşamı Conkbayırı bölgesine geçerek buradaki kuvvetleri de 10 Ağustos 1915 sabahı taarruza geçirdi. Böylece düşmanın ilerlemesine imkân verilmemiş; aksine tutunduğu mevzilerden tamamen çıkarılarak Anafartalar bölgesine tam anlamıyla hâkim olunmuştu.</div>
<div id="_mcePaste">Mustata Kemal, 25 Nisan 1915 taarruzunda olduğu gibi 9 ve 10 Ağustos taarruzlarında da bizzat ateş hattında bulunmuş, ateş hattından emirler vermiş, bu davranışı yanındaki subay ve erler için ifadesi imkânsız cesaret kaynağı olmuştu. Conkbayırı&#8217;nda kalbini hedef alan bir kurşun, cebindeki saate çarpıp geri döndüğünden mutlak bir ölümden kurtuldu. Bu muharebeler esnasında gösterdiği kahramanlık, azim ve yüksek kumanda kudreti, kendisine memleket içinde ve dışında büyük ün sağladı. Artık o, &#8220;Anafartalar Kahramanı&#8221; olarak anılıyordu. Aylarca süren çıkarma ve savaşlar sonucu ilerleme kaydedemeyen İngilizler; nihayet 1915 yılı Aralık sonunda müttefikleriyle beraber Çanakkale&#8217;den çekildiler. Düşmanların Çanakkale Boğazı&#8217;nı geçememesi, İstanbul&#8217;un işgalini önlemiş; İngilizlerin, Marmara ve Karadeniz üzerinden müttefikleri Rusya ile bağlantı kurma hayallerini söndürmüştü. Bütün bu olaylar, bir anlamda, I. Dünya Savaşı&#8217;nın akışını da etkiliyor, dünya tarihinin yönünü değiştiriyordu. Bu savaşlarda İngilizler insan, araç ve gereç yönünden Türklerden şüphesiz ki çok fazla idi; ancak onların unuttukları nokta, Türk askerinin tarihsel kahramanlığı ve bu kahramanlığı yönlendiren Mustafa Kemal faktörü idi.</div>
<div id="_mcePaste">Mustafa Kemal, Çanakkale Muharebeleri&#8217;nin eski şiddetini kaybettiği 1915 yılının son aylarında, son bir taarruzla düşmanı tutunduğu kıyılardan da sökerek onu tam mağlûp duruma düşürmek görüşünde idi. Ancak bu teklifi, Ordu Komutanı Liman von Sanders tarafından, düşmanın da kıyıdan yapacağı topçu ateşinin ağır zayiat verdirebileceği endişesiyle benimsenmedi. Artık bu cephede yapacak bir şey kalmamıştı. Mustafa Kemal, 10 Aralık 1915&#8242;te &#8220;Anafartalar Grubu Komutanlığı&#8221;nı, Fevzi (Çakmak) Paşa&#8217;ya bırakarak izinli olarak Çanakkale&#8217;den ayrıldı; İstanbul a döndü.</div>
<div id="_mcePaste">Mustafa Kemal, 27 Ocak 1916&#8242;da karargâhı Edirne&#8217;de bulunan Onaltıncı Kolordu Komutanlığı&#8217;na atandı. Kısa süre sonra bu Kolordu&#8217;nun aynı isimle Diyarbakır&#8217;da kurulması kararı üzerine yine Kolordu Komutanı olarak</div>
<div id="_mcePaste">11 Mart 1916&#8242;da Diyarbakır-Bitlis-Muş Cephesine tayin edildi. Mustafa Kemal, 26 Mart 1916&#8242;da Diyarbakır&#8217;a gelerek komutayı ele aldı. 1 Nisan 1916&#8242;da Generalliğe yükseltildi. Diyarbakır&#8217;a gelişini takiben kısa bir hazırlıktan sonra 3 Ağustos 1916 sabahı emrindeki kuvvetleri Bitlis ve Muş yönünde taarruza geçirdi; Ruslarla iki tümenimiz arasında taarruz ve karşı taarruz şeklinde şiddetli çarpışmalar oldu. Nihayet 8 Ağustos 1916 sabahı Muş, aynı günün akşamı Bitlis kuvvetlerimiz tarafından düşman işgalinden kurtarıldı. Muş; ne yazık ki 25 Ağustos 1916&#8242;da tekrar Rusların eline düşmüştü. Mustafa Kemal Paşa, 2. Ordu Komutanlığı sırasında, 14 Mayıs 1917&#8242;de Muş&#8217;u ikinci defa Rus işgalinden kurtardı.<span style="color: #ffffff;">http://ufoss.com</span></div>
<div id="_mcePaste">Mustafa Kemal Paşa, Aralık 1916&#8242;da Ahmet İzzet Paşa&#8217;nın izinli olarak bir süre İstanbul&#8217;a gitmesi üzerine vekâleten 2. Ordu Kumandanlığına tayin edildi. Karargâhı Diyarbakır&#8217;da olan bu ordunun Kurmay Başkanı Albay İsmet (İnönü) Bey&#8217;di. Büyük Kumandanın, İnönü ile yakından tanışması, emir-komuta zinciri içinde çalışması bu tarihlere rastladı.</div>
<div id="_mcePaste">Mustafa Kemal Paşa,14 Şubat 1917&#8242;de Hicaz Kuvve-i Seferiyesi Komutanlığı&#8217;na atanması üzerine Şam&#8217;a giderek Sina Cephesini teftiş etti ise de 5 Mart 1917 tarihinde Diyarbakır&#8217;da 2. Ordu&#8217;ya vekâleten komutan atandı. Tekrar Diyarbakır&#8217;a dönen Mustafa Kemal Paşa, 16 Mart 1917&#8242;de asaleten</div>
<div id="_mcePaste">2. Ordu Komutanlığına getirildi. Fakat bu görevde de çok kalmayarak 5 Temmuz 1917 tarihinde Yıldırım Orduları Grubu Komutanlığı&#8217;na bağlı olarak Halep&#8217;te kurulması kararlaştırılan 7. Ordu&#8217;nun başına getirildi. Bu cephenin umumî idaresi Falkenhein adlı bir Alman generaline verilmişti. Mustafa Kemal Paşa, 15 Ağustos 1917 günü Halep&#8217;e gelerek göreve başladı. Fakat bir süre sonra General Falkenhein ile aralarında askeri görüşler ve uygulanacak harekat bakımından anlaşmazlık çıktı; bu anlaşmazlık sonucu Mustafa Kemal Paşa, 1917 Ekim başlarında istifa mecburiyetinde kaldı. Kendisine tekrar Diyarbakır&#8217;daki eski görevi teklif edildi ise de kabul etmeyerek İstanbul&#8217;a geldi. 7 Kasım 1917&#8242;de Genel Karargâh&#8217;ta görevlendirildi. Ancak kısa süre sonra Veliaht Vahdettin Efendi&#8217;nin maiyetinde Alman Umumî Karargâhını ve Alman Cephelerini ziyaret etmek üzere Almanya seyahatine iştirak etti.</div>
<div id="_mcePaste">15 Aralık 1917 &#8211; 4 Ocak 1918 arasını kapsayan bu seyahat esnasında Mustafa Kemal, Alman askeri çevrelerinde incelemeler yaparak, Alman İmparatoru II. Wilhelm ve devrin tanınmış komutanlarıyla görüştü. Onlara -hoşlanmasalar da- I. Dünya Harbi&#8217;nin muhtemel sonuçları hakkındaki görüşlerini açıkça ve belirgin şekilde anlatıyordu.</div>
<div id="_mcePaste">Mustafa Kemal Paşa, 20 gün süren Almanya seyahatinden İstanbul&#8217;a döndükten bir süre sonra böbrek rahatsızlığı nedeniyle Viyana ve Karlsbad&#8217;a giderek tedavi gördü. 13 Mayıs 1918 &#8211; 4 Ağustos 1918 arasını kapsayan bu seyahat dönüşü General Falkenhein&#8217;in yerine Yıldırım Ordular Grubu Komutanlığı&#8217;na getirilmiş olan General Liman von Sanders&#8217;in emrindeki 7. Ordu&#8217;ya Ağustos 1918&#8242;de tekrar komutan oldu ve 15 Ağustos 1918 günü Halep&#8217;e geldi. Mustafa Kemal, bu cephede İngilizlere karşı başarılı müdafaa savaşları yaptı. Takviyeli İngiliz kuvvetleri karşısında, O&#8217;nun maharet ve dirayeti sayesinde, bu bölgedeki Türk Ordusu dağılmaktan kurtarılmış; büyük bir düzen içinde Halep&#8217;e kadar çekilme başarısını göstermişti.</div>
<div id="_mcePaste">Fakat I. Dünya Savaşı Almanya ve müttefikleri aleyhine gelişiyordu.</div>
<div id="_mcePaste">29 Eylül 1918 tarihinde Bulgaristan savaştan çekilmiş, 4 Ekim 1918 tarihinde de Almanya mütareke istemişti. İstanbul&#8217;da Talat Paşa Kabinesi istifa etmiş, yeni Kabineyi Ahmet İzzet Paşa kurmuştu. Bu gelişmeler karşısında Mustafa Kemal Paşa yetkili makamlara, askerî ve siyasî önerilerine devam etti ise de yine kabul ettiremedi. Nihayet 30 Ekim 1918 tarihinde de Osmanlı Devleti, itilâf devletleri ile Mondros Mütarekesi&#8217;ni imzalayarak l. Dünya Savaşı&#8217;ndan çekildi.</div>
<div id="_mcePaste">Mustafa Kemal Paşa, Mondros Mütarekesi&#8217;nin imza edildiği günün ertesi,</div>
<div id="_mcePaste">31 Ekim 1918 tarihinde Yıldırım Ordular Grubu Komutanlığı&#8217;na getirildi ise de artık yapacak birşey kalmamıştı. 7 Kasım 1918 tarihinde bu Grup Kumandanlığı&#8217;nın da Padişah iradesiyle kaldırılması üzerine Adana&#8217;dan hareketle 13 Kasım 1918 günü İstanbul&#8217;a geldi. Artık Türkiye, mütareke şartlarını yaşıyordu ve kendisi de Harbiye Nezareti emrine verilmiş bir Ordu Kumandanı idi.</div>
<div id="_mcePaste">Memleket ve milletin içinde bulunduğu şartlar ağır idi. Büyük bir savaş sonunda, mağlup bir devlet olarak 30 Ekim 1918&#8242;de &#8220;Mondros Mütarekesi&#8221; adı verilen şartları ağır bir anlaşma imzalanmış, bu anlaşma şartlarına dayanılarak memleketin birçok bölgesi galip devletlerce işgal edilmiş, ordumuz dağıtılmış, bütün silâh ve cephane galip devletlerin emrine verilmişti. Osmanlı memleketleri tamamen parçalandığı gibi, Türk&#8217;ün ana yurdu, Anadolu da galip devletler arasında taksime uğruyordu. İtalyanlar Antalya&#8217;ya çıkmıştı. İskenderun, Adana, Mersin, Antep, Maraş, Urfa işgal altında idi. Kars&#8217;ta İngilizler idareyi ele almıştı. Trakya işgal altında idi. Düşman donanması İstanbul sularında demirlemişti. Çanakkale ve İstanbul Boğazları tutulmuştu. İstanbul ve İstanbul Hükûmeti İtilâf Devletlerinin baskı ve kontrolü altında idi. Padişah ve hükümet, düşmanlara âlet olmuş, âciz ve şaşkın bir vaziyette sadece kendileri için emniyet ve kurtuluş yolu aramakta idiler. Anadolu&#8217;nun her şehrinde ecnebi subaylar dolaşıyor, İtilâf Devletleri temsilcisi sıfatıyla direktifler veriyorlardı. Yunanlılar da İzmir&#8217;i işgal hazırlıklarıyla meşguldu; bu yolda büyük çaba harcıyorlar, İtilâf Devletlerini iknaya çalışıyorlardı. Nihayet 15 Mayıs 1919&#8242;da bu gayelerine eriştiler.</div>
<div id="_mcePaste">Olayların bu şekilde gelişeceğini Mustafa Kemal, önceden sezinlemişti. Nitekim Mondros Mütarekesi&#8217;nden 5 gün sonra, 5 Kasım 1918&#8242;den itibaren Harbiye Nezaretinden Mondros Mütarekesi gereğince ordulara terhis emirleri gelmeğe başladı. Atatürk, aynı gün Adana&#8217;dan Sadrazam Ahmet İzzet Paşa&#8217;ya ilk ikaz telgrafını çekti: &#8220;Ciddî olarak arzederim ki gereken tedbirleri almadıkça orduyu terhis etmeyiniz! Şayet orduları terhis edecek ve İngilizlerin her dediğine boyun eğecek olursak düşman ihtiraslarının önüne geçmeğe imkân kalmayacaktır&#8221;. Bu, Atatürk&#8217;te, her şey bitti zannedilen bir zamanda da kurtuluş ümidinin sönmediğini, pek çoklarının düştüğü yeis ve ümitsizliğe asla kendisini kaptırmadığını gösterir.</div>
<div id="_mcePaste">Fakat, acıdır ki Mustafa Kemal Paşa tarafından yapılan bütün bu haklı itirazlar etkisiz kalır ve ordunun terhisine sür&#8217;atle devam edilir. Çünkü genel kanaat, İtilâf Devletleri ile herhangi bir mücadeleye giremeyeceğimiz, böyle bir mücadelenin aleyhimize sonuçlanacağı idi. O halde İtilâf Devletlerini gücendirmeyecek, Mondros Mütarekesi şartlarını yerine getirecektik. İstanbul Hükümetinin görüşü ve davranışı bu idi.</div>
<div id="_mcePaste">Padişah ve hükümetini saran bu umutsuzluğa rağmen, milletimiz, haksız işgal ve istilâlara karşı nefsini müdafaa yolunda her çabayı gösteriyor; memleketin çeşitli yörelerinde düşmanla mahalli kuvvetler arasında çarpışmalar oluyordu. Diğer taraftan mütecaviz dügmana karşı koymak ve kurtuluş çareleri aramak üzere Anadolu&#8217;da yer yer milli teşkilâtlar oluşturuluyordu. Ancak bütün bu kuruluşlar, ayrı ayrı çalışmaları sebebiyle istenilen ölçüde etkili olamıyorlar, bütün memleketi kapsayan bir hareket ve birlik gösteremiyorlardı.</div>
<div id="_mcePaste">Mütareke Türkiye&#8217;si, aklın alamayacağı derecede karışık bir Türkiye&#8217;dir. Bölgesel direnme hareketlerine öncülük eden Müdafaa-i Hukuk, Muhafaza-i Hukuk, Redd-i İlhak gibi cemiyetlerin yanı sıra özellikle İstanbul&#8217;da güya kurtuluş çareleri arayan yüzlerce cemiyet kurulmuştu. İngiliz Muhipleri Cemiyeti, Wilson Prensipleri Cemiyeti, Türk-Fransız Muhipleri Cemiyeti, Cemiyet-i Akvam, Müzaheret Cemiyeti bunlann başlıcalarıdır. Kurtuluş çareleri değişikti. Bir kısmı İngilizlerin, bir kısmı Fransızların himayesini istiyordu, bir kısmı Amerikan mandasını öneriyordu. Bir kısım kimseler de Mondros Mütarekesi gereğince padişah ve halife için hükümranlık hakkı tanınan küçük bir bölgede Osmanlı Devleti&#8217;ni sembolik olarak devam ettirme düşüncesinde idiler. Memleketin içinde bulunduğu karışıklıktan istifade çareleri arayan bazı cemiyetler de vatan toprakları üzerinde millî birliği parçalayıcı faaliyetlere girişmişlerdi.</div>
<div id="_mcePaste">Bu durum karşısında ciddi ve gerçek karar ne olabilirdi. Tarih kültürü çok geniş olan ve tarihten sonuç çıkarmasını çok iyi bilen Atatürk, gerçek kararı sezmekte gecikmedi. Bu vaziyet karşısında bir tek karar vardı. O da milli egemenliğe dayanan, kayıtsız şartsız bağımsız yeni bir Türk Devleti kurmak idi. Atatürk&#8217;e göre önemli olan &#8220;Türk milleti&#8217;nin haysiyetli ve şerefli bir millet olarak yaşamasıydı. Ne kadar zengin ve refah içinde olursa olsun, istiklâlden mahrum bir millet, medeni insanlık karşısında uşak olmak mevkiinden yüksek bir muameleye lâyık görülemezdi. Yabancı bir milletin himaye ve efendiliğini kabul etmek, insanlık vasıflarından yoksunluğu, acizlik ve miskinliği itiraftan başka birşey değildi. Halbuki Türk&#8217;ün haysiyet ve gururu çok yüksek ve büyüktü. Böyle bir millet esir yaşamaktansa mahvolsun daha iyiydi&#8221;. Öyleyse Milli Mücadele&#8217;nin parolası &#8220;Ya istiklâl ya ölüm!&#8221; olacaktı.</div>
<div id="_mcePaste">Artık Anadolu&#8217;ya geçerek Millî Mücadele bayrağını açmak gerekiyordu. İşte bu sıralarda, Mustafa Kemal Paşa&#8217;yı İstanbul&#8217;dan uzaklaştırmak amacıyla, kendisine Dokuzuncu Ordu Müfettişliği teklif edildi. Mustafa Kemal Paşa, kendisine geniş salâhiyetler tanıyan bu vazifeyi kabul etti.</div>
<div id="_mcePaste">16 Mayıs 1919 günü Bandırma vapuru ile İstanbul&#8217;dan hareket eden Mustafa Kemal Paşa, 19 Mayıs 1919 sabahı Samsun&#8217;da Anadolu topraklarına ayak bastı. Kendisinin Anadolu&#8217;ya gönderiliş gerekçesi, &#8220;Samsun ve çevresindeki asayişsizliği yerinde görüp incelemek ve tedbir almak&#8221;tan ibaretti. Hükûmete verilen İnqiliz raporlarında, bu bölgede Türklerin, Rumlara karşı gerilla hareketine giriştikleri ve bölgenin asayişini bozdukları bildirilmekte ise de durum tam tersine idi. Bu bölgede, Pontus Rum Devleti kurma amacına yönelik geniş bir Rum faaliyeti vardı. Baskı gören Rumlar değil, Türklerdi. Rum Patrikhanesinden idare edilen Mavri Mira Cemiyeti bu bölgede kurduğu çeteler vasıtasıyla Türk köylerini basıyor, katliamlar yapıyor, yerli halkı yıldırmak istiyordu. Bu girişimlere karşı vatansever Türkler de mukabil çeteler oluşturmuşlar; bölge Rumları ile mücadeleye başlamışlardı. Bütün bu gerçeklere rağmen Mustafa Kemal Paşa&#8217;ya verilen talimat gereğince bölge Türklerinin direnmeleri önlenecekti. Mustafa Kemal Paşa, görevi kabul için Ordu Müfettişliği sıfatı ve geniş salâhiyetler istedi. İstanbul Hükûmeti bu istekleri de kabul etti.</div>
<div id="_mcePaste">Saray ve İstanbul Hükümeti, Mustafa Kemal Paşa&#8217;nın bu görevi yapacağını zannetmişti. Oysaki Mustafa Kemal&#8217;in düşünceleri tamamen başka idi. Ama bu görev, kuşkuları çekmeksizin Anadolu ya geçmek için değerlendirilmesi gereken bir fırsattı. Kendisine verilen yetkileri de, geri alınıncaya kadar milletin menfaatleri adına kullanmak vicdanî bir davranış idi. Esasen olayların akışı da kısa zamanda bunu ispatlayacaktı. Mustafa Kemal Paşa İstanbul&#8217;dan ayrılmadan önce başta sadrazam olmak üzere kabine azalarının hemen hepsi ile ve en sonunda Padişahla görüşmüştü. Fakat bu kişilerin hiçbirinde memleketi içinde bulunduğu badireden kurtaracak bir enerji, bir ümit ışığı görmemiş, görememişti. İstanbul Hükümetinin ve Padişahın davranışlarında İtilâf Devletlerini gücendirmemek görüşünün ağır ezikliğini hissetti. Oysaki onların kararlarına uymak değil, karşı koymak lâzımdı. İşte Anadolu&#8217;ya bu gaye ile gidiyordu. Mustafa Kemal Paşa&#8217;nın İstanbul&#8217;dan ayrılırken yakın arkadaşlarına söylediği şu sözler bu bakımdan büyük önem taşımaktadır: &#8220;Düşman süngüsü altında milli birlik olamaz. Ancak hür vatan topraklarında memleketin istiklâli ve milletin hürriyeti için çalışılabilir. Bu gayeyi tahakkuk ettirmek üzere Anadolu&#8217;ya gidiyorum&#8221;.</div>
<div id="_mcePaste">Mustafa Kemal Paşa, Anadolu&#8217;ya geçer geçmez planını uygulamaya başladı. 21 Mayıs 1919&#8242;da Kâzım Karabekir&#8217;e çekti. Telgrafta bu davranışını şöyle belirtiyordu: &#8220;Umumî durumumuzun aldığı vahim şekilden pek müteessirim. Millet ve memlekete borçlu olduğum en son vicdani vazifeyi yakından müşterek çalışma ile en iyi şekilde yerine getirmek mümkün olacağı kanaati ile bu son memuriyeti kabul ettim&#8221;.</div>
<div id="_mcePaste">Mustafa Kemal Paşa, Samsun&#8217;a çıktıktan 2 gün sonra, 21 Mayıs 1919&#8242;da Genelkurmay Başkanlığı&#8217;na Samsun ve çevresindeki asayişsizliğin sebeplerini açıklayan ne İstanbul Hükûmetinin ne de İtilâf Devletleri temsilcilerinin hoşlanmadığı şu telgrafı çekti: &#8220;Rumlar bu bölgede, Pontus Hükümeti teşkili gibi bir safsata etrafında toplanmış ve Rum çeteleri hemen kâmilen siyasi bir şekle dönüşmüştür&#8221;. 22 Mayıs 1919&#8242;da Samsun&#8217;dan Sadaret&#8217;e gönderdiği raporu da şu cümle ile noktaladı: &#8220;Millet birlik olup hâkimiyet esasını, Türklük duygusunu hedef almıştır&#8221;. Bu anlamlı ifadede Anadolu&#8217;da beliren Milli Mücadele azmini sezmemek mümkün değildir. İşte bu raporlar İstanbul&#8217;a geldikten sonradır ki İtilâf Devletleri temsilcileri İstanbul Hükümetinden sordu: &#8220;Tanınmış bir Türk generalinin Anadolu&#8217;da ne işi vardır?&#8221; Bunun üzerine İstanbul Hükûmeti, Anadolu&#8217;ya gönderdiği müfettişi geri çağırma girişimlerine başladı.</div>
<div id="_mcePaste">Artık Anadolu&#8217;da başlayan Millî Mücadele, liderini bulmuş, dağınık ve bölgesel mukavemetler bir bayrak altında toplanmaya başlamıştı. Bunun ilk örneğini 22 Haziran 1919&#8242;da Mustafa Kemal imzasıyla Amasya&#8217;dan bütün memlekete duyurulan bir tamimde görüyoruz. Bu genelgede kutsal bir ses işitiliyordu: &#8220;Vatanın bütünlüğü, milletin istiklâli tehlikededir. Milletin istiklâlini yine milletin azim ve kararı kurtaracaktır&#8221;. Bu cümleler Milli Mücadele&#8217;nin örgütlü olarak fiilen başladığının onun imzası ile bütün cihana ilânı idi. Bu genelge diğer bir maddesiyle beliren millî tehlike karşısında izlenecek ilk yolu da belirtiyordu: &#8220;Her vilâyetten seçilecek milletin güvenini kazanmış delegelerle, Anadolu&#8217;nun en emin yeri olan Sivas&#8217;ta derhal bir millî kongre toplanacaktır&#8221;.</div>
<div id="_mcePaste">Mustafa Kemal Paşa, Amasya Tamimi adıyla ünlü bu genelgesini yaptıktan sonra Erzurum&#8217;a geçmek üzere 27 Haziran 1919&#8242;da halkın sevinç gösterileri arasında Sivas&#8217;a geldi. Şehirde kaldığı 1 günlük süre içinde, Erzurum Kongresi&#8217;ni takiben Sivas&#8217;ta yapılacak Kongre için ilgililere gerekli direktifleri vererek Erzurum&#8217;a hareket etti. Atatürk, 3 Temmuz 1919 günü Erzurum&#8217;a geldi. Kendisi der ki &#8220;Benim Erzurum&#8217;a gelişim, bütün milletin ateşten bir çember içine alınmış olduğu bir zamana tesadüf etti. Bütün millet bu çemberin içinden nasıl çıkılacağını düşünmekte idi&#8221;. O, Ilıca önlerinde Erzurumlular tarafından coşkun bir şekilde karşılandığı zaman Çukurova da muhacir olarak bulunup Erzurum&#8217;a dönen ihtiyar Mevlüt Ağa ile aralarında geçen konuşma, bu ateşten çember içinden mutlaka çıkılması gerektiği fikrini Atatürk&#8217;te daha da perçinledi. İhtiyar, fakat dinç Mevlüt Ağa&#8217;ya Mustafa Kemal Paşa sordu:&#8221; &#8211; Çukurova gibi verimli bir memleketten niye döndün? Yoksa geçinemedin mi?&#8221; Mevlût Ağa derhal cevap verdi: &#8220;- Hayır Paşam, geçimimiz çok rahattı. Son günlerde işittim ki İstanbul&#8217;daki ırzıkırıklar, bizim Erzurum&#8217;u Ermenilere vereceklermiş. Geldim ki göreyim, bu namertler kimin malını kime veriyorlar? Bu sözler, milletle beraber, millet için çalışmak üzere Erzurum&#8217; a gelen Mustafa Kemal Paşa&#8217;yı çok duygulandırmış, gözlerini yaşarmıştı. Etrafındakilere döndü ve : &#8220;-Bu milletle neler yapılmaz&#8221;.</div>
<div id="_mcePaste">Atatürk, Erzurum&#8217;a gelişinden 5 gün sonra, 8-9 Temmuz 1919&#8242;da &#8220;Sine-i millette bir ferd-i mücahit&#8221; olarak çalışmak üzere çok sevdiği askerlik mesleğinden ve görevinden istifa etti. Artık bir millet ferdi olarak, milletten kuvvet, kudret ve ilham alarak tarihi vazifesine devam ediyordu.</div>
<p>MUSTAFA KEMAL ATATÜRK&#8217;ÜN ÇOCUKLUK YILLARI</p>
<p>Mustafa okula başlama çağına gelince, geleneklere bağlı annesiyle modern düşünceli babası arasında bir çatışma olur. Zübeyde Hanım, küçük Mustafa&#8217;nın, ilâhiyle Hafız Mehmet Efendi&#8217;nin mahalle mektebine, Ali Rıza Efendi ise modern öğretimde bulunan Şemsi Efendi&#8217;nin özel okuluna gitmesini ister. Sonunda Ali Rıza Efendi, bir çıkar yol bulur: Küçük Mustafa, ilk öğrenimine bir süre annesinin arzusuna uyarak Hafız Mehmet Efendi&#8217;nin mahalle mektebinde devam etti; fakat çok geçmeden babasının isteği ile Selânik&#8217;te çağdaş eğitim yapan Şemsi Efendi Mektebi&#8217;ne geçti ve ilkokulu burada bitirdi. Şemsi Efendi, yeni öğrencisinin yeteneklerini ve zekâsını takdir ettiğinden, küçük Mustafa&#8217;nın kendi okulunda bulunmasından son derece memnundu.<br />
Küçük Mustafa, bu okulda okurken babasını kaybetmiştir. Bu sıralarda isimleri Makbule ve Naciye olmak üzere kendisinden küçük iki kız kardeşi bulunuyordu. Babaları öldüğü zaman küçük Mustafa yedi, Makbule bir yaşını henüz doldurmuştu; Naciye ise kırk günlüktü. Bu en küçük kardeşleri genç kız iken Selânik&#8217;te vefat etmiştir.<br />
1888 yılında Ali Rıza Efendi&#8217;nin ölmesi üzerine, yedi-sekiz yaşlarında yetim kalan küçük Mustafa&#8217;nın büyütülmesi ve yetiştirilmesi görevi, büyük Türk kadını Zübeyde Hanım&#8217;a düştü. Bunun üzerine, Zübeyde Hanım, üç çocuğu ile bir süre Selânik yakınlarındaki Rapla çiftliğinde subaşılık yapan kardeşi Hüseyin Efendi&#8217;nin yanına yerleşti. Çiftlik hayatı nedeniyle küçük Mustafa&#8217;nın öğrenimi ister istemez bir süre aksamıştı. Fakat çok geçmeden Selânik&#8217;e dönerek halasının yanında, bıraktığı yerden öğrenimine devam etti.<br />
MUSTAFA KEMAL ATATÜRK&#8217;ÜN ÖĞRENİM HAYATI</p>
<p>Küçük Mustafa, Şemsi Efendi İlkokulu&#8217;ndan sonra bir süre Selânik Mülkiye Rüştiyesi&#8217;ne devam etti ise de Kaymak Hafız adlı Arapça öğretmeninin kendisine haksız yere sopa ile vurması üzerine bu okuldan ayrıldı ve Askerî rüştiyeye giden bir komşu çocuğunun giyimini ve genel olarak subayların kılığını pek beğenen küçük Mustafa, askerî rüştiiyeye girmek ister; askerlikten ürken annesi ise bunu istemez, ancak Mustafa bir akrabasının delaletiyle okulun kabul zamanında askerî rüştiyeye gidip imtihan verir ve okula alınır (1893). Böylelikle annesine karşı bir olup-bitti yapmış ve kendisine en uygun gelecek yola girmiş bulunur. Yazları, dayısı Hüseyin Efendi&#8217;nin yanına gider, okul zamanına kadar çiftlikte kalırdı. Mustafa bu okulu gerçekten sevmişti. Arkadaşları arasında zekâsı ve üstün yetenekleri ile kısa zamanda kendisini gösterdi ve öğretmenlerinin sevgisini kazandı; öğretmenleri neredeyse kendisine bir arkadaş muamelesi yapma gereğini hissetmişlerdi.<br />
Bu okulda matematik öğretmenliği yapan Yüzbaşı Mustafa Efendi, genç öğrencisinin yetenekleri ve zekâsı karşısında sınıftaki diğer Mustafa&#8217;larla aralarındaki farkı belirtmek üzere öğrencisinin adının sonuna &#8220;Kemal&#8221; ismini ilâve etti. Artık genç öğrenci Mustafa Kemal olmuştu. Mustafa Kemal, Selânik Askerî Rüştiyesi&#8217;ni bitirdikten sonra 1896 yılında Manastır Askerî İdadisi&#8217;ne girdi. Burada Ömer Naci ile arkadaşlık yaptı. İlerde ünlü bir hatip olarak tanınacak olan bu kişi, Mustafa Kemal&#8217;in hitabet ve edebiyat sevgisinde etkin rol oynadı. Yakın arkadaşlarından biri olacak olan Ali Fethi (Okyar) de bu okulda öğrenci idi. Genç Mustafa Kemal, askerî öğreniminin yanısıra yabancı dil öğrenimini de ihmal etmiyor; yazları izinli olarak Selânik&#8217;e döndüğü zaman Fransızca dersleri alıyordu.<br />
Genç Mustafa Kemal, Manastır Askerî İdadisi&#8217;ni de başarı ile bitirerek 13 Mart 1899 tarihinde İstanbul&#8217;da Harp Okulu&#8217;na girdi. 3 senelik başarılı bir Harbiye öğreniminden sonra 10 Şubat 1902&#8242;de bu okulu Teğmen rütbesiyle bitirdi ve öğrenimine Harp Akademisi&#8217;nde devam etti. 1903 yılında Üsteğmen olmuştu. 11 Ocak 1905 tarihinde de Kurmay Yüzbaşı rütbesiyle Harp Akademisi&#8217;nden mezun oldu. Harp Okulu&#8217;nda ve Harp Akademisi&#8217;nde de zekâsı, yetenekleri ve üstün kişiliği ile kendisini arkadaşlarına ve öğretmenlerine tanıtmış, onların içten sevgi ve saygısını kazanmıştı. Askerlik derslerine büyük ilgisi yanında matematiğe, edebiyata ve güzel söz söylemeye karşı da merakı ve eğilimi vardı. Harbiye&#8217;de ve Harp Akademisi&#8217;nde, memleket ve millet davaları ile ilgilenmesi, düşüncelerini cesaretle ifadeden çekinmemesi sebebiyle aydın ve inkılâpçı bir subay olarak tanınmıştı. Devir istibdat idaresi idi ve bu davranışları aleyhine olabilirdi; ancak çevresince gerçekten çok sevilişi, düşüncelerinde samimi oluşu, onun herhangi bir tertibe kurban gitmesini önlemişti. Bununla beraber Harp Akademisi&#8217;nden mezuniyetini izleyen günlerde istibdat ve padişahlık rejimi aleyhindeki düşünceleri ve durumu, şüphe çekerek birkaç ay İstanbul&#8217;da tutuklu kaldı; sonra bir nevi sürgün olarak vazife ile 5 Şubat 1905 tarihinde Suriye bölgesine, Şam&#8217;a atandı.<br />
MUSTAFA KEMAL ATATÜRK&#8217;ÜN ASKERÎ HAYATI</p>
<p>Şam&#8217;da 5. Ordu&#8217;nun emrinde kaldığı üç yıl içinde Suriye&#8217;nin hemen her yerini görevle dolaşmış, memleket idaresindeki aksaklıkları, ordunun eğitim ve öğretimindeki eksiklikleri daha da yakından görmüştü. Mustafa Kemal, burada 1906 yılı Ekim ayı içinde güvendiği bazı arkadaşlarıyla gizli olarak &#8220;Vatan ve Hürriyet Cemiyeti&#8221;ni kurdu. Bu arkadaşlarıyla beraber Beyrut, Yafa ve Kudüs&#8217;te de kurdukları cemiyeti genişletti. Bir ara gizli olarak Mısır ve Yunanistan yoluyla Selânik&#8217;e geçerek burada da &#8220;Vatan ve Hürriyet Cemiyeti&#8221;nin bir şubesini açtı ve tekrar Şam&#8217;a döndü. Şam&#8217;dan ayrılması hükûmetçe duyuldu ise de âmirleri kendisini koruduğundan bir ceza yoluna gidilmedi. Bir süre daha Şam&#8217;da kaldı. Bu sıralarda 20 Haziran 1907 tarihinde Kolağası (kıdemli yüzbaşı) oldu ve Şam&#8217;daki Ordunun Kurmay Başkanlı&#8217;ğında bir göreve getirildi.<br />
Mustafa Kemal, 13 Ekim 1907&#8242;de merkezi Manastır&#8217;da bulunan 3. Ordu Karargâhına atandı. Bu Karargâhın Selânik&#8217;teki şubesinde çalışmak üzere Selânik&#8217;e geldi. Bu sıralarda Selânik&#8217;teki &#8220;Vatan ve Hürriyet Cemiyeti&#8221; üyelerini de içine almış olan ittihat ve Terakki Cemiyeti&#8221; faaliyet halinde idi. Mustafa Kemal de Selânik&#8217;e gelişini takiben bu cemiyete dahil olarak hizmet görmeye başladı. Memleketin istibdat idaresinden kurtarılması, yapılacak yenilikler onun da temel düşüncesiydi. Selânik&#8217;e gelişini takiben kısa bir süre sonra 22 Haziran 1908 de Üsküp-Selânik arasındaki demiryolu müfettişliği de 3. Ordu Karargâhındaki görevine ek olarak kendisine verildi. Bu esnada Rumeli&#8217;de büyük faaliyet gösteren &#8220;İttihat ve Terakki Cemiyeti&#8221; Abdülhamit&#8217;i,1876 Anayasasını yeniden yürürlüğe koymaya ve kapatılan Meclis-i Mebusan&#8217;ı tekrar toplantıya çağırmaya zorlamaktadır. &#8220;Ittihat ve Terakki Cemiyeti nin bu girişimleri adım adım II. Meşrutiyetin ilânına uzandı.<br />
23 Temmuz 1908 tarihinde İkinci Meşrutiyet ilân edildiği zaman Mustafa Kemal, Kolağası rütbesiyle Selânik&#8217;te askerî görevini sürdürmekte, bir yandan da &#8220;İttihat ve Terakki Cemiyeti&#8221; içinde çalışarak İstanbul&#8217;daki siyasi gelişmeleri yakından izlemektedir. O, II. Meşrutiyet gibi büyük bir inkılâbı takiben yapılanları kâfi görmüyor; bu fırsattan yararlanılarak memlekette daha büyük ve daha köklü değişikliklerin gerçekleştirilmesi gereğine inanıyordu. Fakat kendisinin görüşleri &#8220;İttihat ve Terakki Cemiyeti ileri gelenlerinin görüş ve düşüncelerine uymadı. Buna rağmen fikirleriyle zamanın söz sahibi kişilerini uyarmaktan da çekinmiyordu.<br />
II. Meşrutiyet&#8217;in ilânı üzerinden henüz bir sene geçmemişti ki İstanbul&#8217;da 13 Nisan 1909&#8242;da bu harekete karşı, gerici çevrelerce desteklenen büyük bir isyan gelişti. Mustafa Kemal, 31 Mart Vak&#8217;ası olarak bilinen bu isyanı bastırmak üzere Rumeli de oluşturulan Hareket Ordusu&#8217;nun Kurmay Başkanlığı&#8217;na getirildi ve bu ordu ile 19 Nisan 1909 tarihinde İstanbul&#8217;a geldi. Hareket Ordusu&#8217;nun gerek yolda gerekse İstanbul&#8217;daki sevk ve idaresinde Kurmay Başkanı olarak önemli hizmetler gördü. Hareket Ordusu&#8217;nun İstânbul&#8217;a girdiği gün halka hitaben yayımlanan beyannameyi kendisi yazmıştı. Hareket Ordusu&#8217;nun duruma hakim oluşundan sonra Abdülhamit tahttan indirildi, yerine Sultan Reşat getirildi. Mustafa Kemal, bu gerici olayın bastırılmasından sonra İstanbul&#8217;da çok kalmayarak 16 Mayıs 1909&#8242;da tekrar Selânik&#8217;e döndü. Bu sıralarda Selânik ve çevresinde yapılan mânevralarda, tatbikatlarda düşünce ve görüşlerini cesaretle savunuyor; bu ise bazı üstlerinin dikkatini çekerken bazılarının da tahammülsüzlüğüne sebep oluyordu. Kendisi, bir yandan da askerî eğitim konuları üzerinde telif ve tercüme eserler hazırlıyordu.<br />
O, II. Meşrutiyet&#8217;i takiben Ordu&#8217;nun &#8220;İttihat ve Terakki Cemiyeti&#8221; ile sıkı alâkasının ve siyasete karışmasının tehlikelerini sezinlemeye başlamış, bu görüşlerini 22 Eylül 1909&#8242;da Selânik&#8217;te toplanan &#8220;İttihat ve Terakki Bûyük Kongresi&#8221;nde açıkça dile getirmişti. Fâkat Cemiyetin önde gelenleri onun bu görüşlerini paylaşmadılar. Mustafa Kemal de kendisini Cemiyetten uzak tutarak doğrudan doğruya askeri vazifesine verdi. &#8220;İttihat ve Terakki Cemiyeti&#8221; ile anlaşmazlığı ve aralarının açılması böyle başladı.<br />
Mustafa Kemal, Selânik&#8217;teki görevini başarı ile yürütürken 1910 yılı Eylül ayında askeri manevraları izleme amacıyla Fransa&#8217;ya gönderildi. Burada Fransız Ordusunu ve komutanlarını yakından tanıdı. Selânik&#8217;e dönüşünden kısa süre sonra 1911 Mart&#8217;ında Arnavutluk&#8217;ta bir isyan çıktı. Bu isyanı bastırmak üzere düzenlenen harekâtta Harbiye Nazırı Mahmut Şevket Paşa&#8217;nın yanında görev aldı.<br />
Mustafa Kemal, 15 Ocak 1911&#8242;de 3. Ordu Karargâhındaki görevinden alınarak evvelâ 5. Kolordu Karargâhında, daha sonra yine Selânik&#8217;te bulunan 38. Piyade Alayı&#8217;nda görevlendirildi. Bu atamadan amaç, kendisine kıta hizmeti gördürerek onu başarısızlığa sürüklemek; bu suretle şevk ve hevesini bir ölçüde kırmak idi. Ama O, bu görevde de büyük başarılar gösterdi; eskiden olduğu gibi yine kumandanlarının, arkadaşlarının sevgi ve saygısını kazandı. Selânik garnizonundaki subaylar gittikçe onun etrafında toplanıyorlardı. Bu durum 3. Ordu Müfettişliğinin hoşuna gitmedi. O&#8217;nu Selânik&#8217;teki vazifesinden ayırarak 27 Eylül 1911 tarihinde İstanbul&#8217;da Genelkurmay Başkanlığında bir göreve tayin ettiler. Mustafa Kemal bu atama üzerine İstanbul&#8217;a gelerek bir süre Genelkurmay Başkanlığı&#8217;nda çalıştı. 5 Ekim 1911&#8242;de İtalyanlar Trablusgarp&#8217;a hücum ederek istilâ hareketlerine başlamışlardı. Mustafa Kemal, bu bölgede görev almak üzere 15 Ekim 1911&#8242;de İstanbul&#8217;dan ayrıldı. Trablusgarp&#8217;a gelişini takiben bir süre Tobruk ve Derne Bölgelerinde gönüllü mahalli kuvvetlerin başında bulundu.12 Mart 1912 de Derne Komutanlığına getirildi. Bu sıralarda 27 Kasim 1911 tarihinde binbaşılığa terfi etti.<br />
1912 yılı Ekim ayında Balkan Harbi başlamıştı. Mustafa Kemal, 24 Ekim 1912&#8242;de Trablusgarp&#8217;tan hareket ederek İstanbul&#8217;a geldi. 21 Kasım 1912&#8242;de Gelibolu&#8217;da bulunan Bahr-i Sefîd (Akdeniz) Boğazı Kuvay-ı Mürettebesi Komutanlığı Harekât Şubesi Müdürlüğü&#8217;ne atandı. Bu atama üzerine Gelibolu&#8217;ya geldi. Olaylar süratle gelişmiş, baba memleketi Selânik düşmüş, Bulgar Ordusu ilerleyerek Çatalca&#8217;ya kadar gelmişti. Bu elim vaziyet kendisini çok üzdü. Bu cephede bir süre sonra Bolayır Kolordusu Kurmay Başkanlığı&#8217;na getirildi. Bu görevde iken Dimetoka ve Edirne&#8217;nin düşmandan geri alınışında büyük hizmetleri gördü.<br />
Mustafa Kemal, Balkan Harbi&#8217;nden sonra, 27 Ekim 1913 tarihinde Sofya Ataşemiliterliğine atandı. 11 Ocak 1914 tarihinden itibaren Belgrad ve Çetine Ataşemiliterliklerini yürütme görevi de kendisine verildi. Sofya Ataşemiliterliğine atandığı günlerde yakın arkadaşı Ali Fethi (Okyar) de Sofya Elçiliğine atanmıştı. Mustafa Kemal Sofya Ataşemiliterliği esnasında 1 Mart 1914 tarihinde yarbaylığa terfi etti. 1915 yılı Ocak sonlarına kadar Sofya&#8217;da kaldı.<br />
Bu sıralarda 1 Ağustos 1914&#8242;te Almanya&#8217;nın Rusya&#8217;ya harp ilanı ile I. Dünya Savaşı başlamıştı. Mustafa Kemal gelişen siyasi ve askeri olayları büyük bir dikkatle izlemekte; bir taraftan da görüş ve düşüncelerini Harbiye Nezaretine bildirmekte idi. Ona göre katılma zorunlu hale gelmedikçe Osmanlı Devleti bu büyük savaşın dışında kalmalıydı. Ancak olayların süratle gelişmesi 29 Ekim 1914&#8242;te Osmanlı Devletini de ister istemez İttifak Devletleri yanında harbe girmek mecburiyetinde bıraktı. Mustafa Kemal, bu gelişmeler üzerine Başkumandanlıktan kendisine faal bir hizmet istedi ise de uzun süre bu isteği yerine getirilmedi. Nihayet ısrarı üzerine, kendisini 20 Ocak 1915 tarihinde, Tekirdağ&#8217;da teşkil edilecek 19. Tümen Komutanlığına tayin ettiler. Mustafa Kemal, bu tayin üzerine Sofya&#8217;dan ayrılarak İstanbul a döndü; derhal yeni görev yerine hareket ederek Tümenini kurdu. Bu Tümen kısa süre sonra görülen lüzum üzerine 25 Şubat 1915&#8242;te Tekirdağ&#8217;dan Maydos (Eceabat)&#8217;a nakledildi. Mustafa Kemal burada, 19. Tümene ilâveten 9. Tümenin 2 Piyade Alayı ve bazı topçu birlikleri de emrine verilerek Maydos Mıntıkası Kumandanı olarak görev yaptı.<br />
Gelibolu Yanmadasında önemli olaylar oluyordu. İngiliz donanması 18 Mart 1915 günü Çanakkale Boğazı&#8217;nı geçmeye teşebbüs etti ise de kıyı topçusunun başarılı savunması karşısında, muvaffak olamayarak ağır zayiat verdi. Donanması ile Boğazı geçemeyen düşman, bu defa Gelibolu Yarımadası&#8217;nı çıkarma ile zorlamaya karar verdi. Olaylar bu şekilde gelişirken, Genelkurmay Başkanlığı da 23 Mart 1915 tarihinde Gelibolu&#8217;da 5. Ordu kurulmasına karar vermiş, Komutanlığına da Alman Generali Liman von Sanders&#8217;i atamıştı.<br />
Liman von Sanders, muhtemel düşman taarruzuna karşı kuvvetlerini üç gruba ayırarak planını yapmış; Mustafa Kemal&#8217;in başında bulunduğu kuvvetleri ordu ihtiyatına almıştı. Mustafa Kemal bu plan gereğince 18 Nisan 1915 günü Tümeniyle Bigalı&#8217;ya geçti.<br />
Düşman birlikleri 25 Nisan 1915 günü Seddülbahir ve Arıburnu bölgesinden ilk çıkarma hareketine başladı. Ancak çıkarma hareketi ilk gün karşısında Mustafa Kemal&#8217;i buldu. Mustafa Kemal, çıkarmanın başladığını görür görmez, kuvvetlerini süratle Bigalı&#8217;dan Conkbayırı&#8217;na sevketmişti. Arıburnu&#8217;ndan Conkbayırı&#8217;na ilerleyen İngiliz kuvvetleri, o gün, Mustafa Kemal&#8217;in komuta ettiği 19. Tümen kuvvetlerinin taarruzu ile geri çekilmeye mecbur edildi. Conkbayırı taarruzunda Türk askeri görülmemiş bir inanç ve cesaretle savaşıyor, tarihin en büyük kahramanlık sahneleri sergileniyordu. Dâhi komutan, kumandanlara verdiği emre şu cümleleri de ilâve etmişti: &#8220;Ben, size taarruz emretmiyorum; ölmeyi emrediyorum! Biz ölünceye kadar geçecek zaman zarfında yerimize başka kuvvetler ve kumandanlar geçebilir!&#8221;<br />
25 Nisan 1915 günü başlayan çıkarma, kuvvetlerimiz tarafından kıyıya kadar itilmesine rağmen düşman, 26 ve 27 Nisan 1915 günleri de çıkarma harekâtına devam etti. İlerlemek isteyen İngilizlerle yer yer şiddetli çarpışmalar oldu; ancak her taarruz Türk askerinin kahramanca savunması karşısında başarısız kaldı. Mustafa Kemal, Çanakkale Cephesindeki bu üstün başarıları üzerine 1 Haziran 1915&#8242;de Albaylığa terfi etti.<br />
Düşman, Çanakkale&#8217;de başarı sağlayamamasına, ilerleme gösterememesine rağmen, yeni bir çıkarma yapmada kararlıydı. Düşünülen çıkarmanın gerçekleşebilmesi için, her şeyden önce ilk direnç hatlarını oluşturan Arıburnu ve Seddülbahir&#8217;deki Türk kuvvetlerinin yerlerinden sökülmesi gerekiyordu. İngilizler bu amaçla 6 ve 7 Ağustos l915 günleri, takviyeli kuvvetlerle yeni bir taarruz daha denediler; düşman kuvvetleriyle, kuvvetlerimiz arasında şiddetli muharebeler oldu. Ancak, Mustafa Kemal&#8217;in aldığı önlemler sayesinde düşmanın bu taarruzu da gelişme imkânı bulamadı.<br />
Arıburnu ve Seddülbahir&#8217;deki taarruz devam ederken İngilizler 6 Ağustos 1919 akşamı Çanakkale&#8217;nin güney kıyılarına da asker çıkararak ilerlemeye başladı. Bu suretle Anafartalar Bölgesi de ansızın kritikleşti. Gelişen bu buhranlı durum üzerine Liman von Sanders&#8217;in emri ile komuta değişikliği yapılarak, &#8220;Anafartalar Grubu Komutanlığı&#8217;na 8 Ağustos 1915 tarihinde Albay Mustafa Kemal qetirildi. 9 Ağustos 1915 günü komutayı ele alan Mustata Kemal, beklemeksizin aynı gün yaptığı taarruz ile ilerleyen İngiliz kuvvetlerini tekrar çıkarma yaptıkları kıyılara itti. Aynı günün akşamı Conkbayırı bölgesine geçerek buradaki kuvvetleri de 10 Ağustos 1915 sabahı taarruza geçirdi. Böylece düşmanın ilerlemesine imkân verilmemiş; aksine tutunduğu mevzilerden tamamen çıkarılarak Anafartalar bölgesine tam anlamıyla hâkim olunmuştu.<br />
Mustata Kemal, 25 Nisan 1915 taarruzunda olduğu gibi 9 ve 10 Ağustos taarruzlarında da bizzat ateş hattında bulunmuş, ateş hattından emirler vermiş, bu davranışı yanındaki subay ve erler için ifadesi imkânsız cesaret kaynağı olmuştu. Conkbayırı&#8217;nda kalbini hedef alan bir kurşun, cebindeki saate çarpıp geri döndüğünden mutlak bir ölümden kurtuldu. Bu muharebeler esnasında gösterdiği kahramanlık, azim ve yüksek kumanda kudreti, kendisine memleket içinde ve dışında büyük ün sağladı. Artık o, &#8220;Anafartalar Kahramanı&#8221; olarak anılıyordu. Aylarca süren çıkarma ve savaşlar sonucu ilerleme kaydedemeyen İngilizler; nihayet 1915 yılı Aralık sonunda müttefikleriyle beraber Çanakkale&#8217;den çekildiler. Düşmanların Çanakkale Boğazı&#8217;nı geçememesi, İstanbul&#8217;un işgalini önlemiş; İngilizlerin, Marmara ve Karadeniz üzerinden müttefikleri Rusya ile bağlantı kurma hayallerini söndürmüştü. Bütün bu olaylar, bir anlamda, I. Dünya Savaşı&#8217;nın akışını da etkiliyor, dünya tarihinin yönünü değiştiriyordu. Bu savaşlarda İngilizler insan, araç ve gereç yönünden Türklerden şüphesiz ki çok fazla idi; ancak onların unuttukları nokta, Türk askerinin tarihsel kahramanlığı ve bu kahramanlığı yönlendiren Mustafa Kemal faktörü idi.<br />
Mustafa Kemal, Çanakkale Muharebeleri&#8217;nin eski şiddetini kaybettiği 1915 yılının son aylarında, son bir taarruzla düşmanı tutunduğu kıyılardan da sökerek onu tam mağlûp duruma düşürmek görüşünde idi. Ancak bu teklifi, Ordu Komutanı Liman von Sanders tarafından, düşmanın da kıyıdan yapacağı topçu ateşinin ağır zayiat verdirebileceği endişesiyle benimsenmedi. Artık bu cephede yapacak bir şey kalmamıştı. Mustafa Kemal, 10 Aralık 1915&#8242;te &#8220;Anafartalar Grubu Komutanlığı&#8221;nı, Fevzi (Çakmak) Paşa&#8217;ya bırakarak izinli olarak Çanakkale&#8217;den ayrıldı; İstanbul a döndü.<br />
Mustafa Kemal, 27 Ocak 1916&#8242;da karargâhı Edirne&#8217;de bulunan Onaltıncı Kolordu Komutanlığı&#8217;na atandı. Kısa süre sonra bu Kolordu&#8217;nun aynı isimle Diyarbakır&#8217;da kurulması kararı üzerine yine Kolordu Komutanı olarak 11 Mart 1916&#8242;da Diyarbakır-Bitlis-Muş Cephesine tayin edildi. Mustafa Kemal, 26 Mart 1916&#8242;da Diyarbakır&#8217;a gelerek komutayı ele aldı. 1 Nisan 1916&#8242;da Generalliğe yükseltildi. Diyarbakır&#8217;a gelişini takiben kısa bir hazırlıktan sonra 3 Ağustos 1916 sabahı emrindeki kuvvetleri Bitlis ve Muş yönünde taarruza geçirdi; Ruslarla iki tümenimiz arasında taarruz ve karşı taarruz şeklinde şiddetli çarpışmalar oldu. Nihayet 8 Ağustos 1916 sabahı Muş, aynı günün akşamı Bitlis kuvvetlerimiz tarafından düşman işgalinden kurtarıldı. Muş; ne yazık ki 25 Ağustos 1916&#8242;da tekrar Rusların eline düşmüştü. Mustafa Kemal Paşa, 2. Ordu Komutanlığı sırasında, 14 Mayıs 1917&#8242;de Muş&#8217;u ikinci defa Rus işgalinden kurtardı.<br />
Mustafa Kemal Paşa, Aralık 1916&#8242;da Ahmet İzzet Paşa&#8217;nın izinli olarak bir süre İstanbul&#8217;a gitmesi üzerine vekâleten 2. Ordu Kumandanlığına tayin edildi. Karargâhı Diyarbakır&#8217;da olan bu ordunun Kurmay Başkanı Albay İsmet (İnönü) Bey&#8217;di. Büyük Kumandanın, İnönü ile yakından tanışması, emir-komuta zinciri içinde çalışması bu tarihlere rastladı.<br />
Mustafa Kemal Paşa,14 Şubat 1917&#8242;de Hicaz Kuvve-i Seferiyesi Komutanlığı&#8217;na atanması üzerine Şam&#8217;a giderek Sina Cephesini teftiş etti ise de 5 Mart 1917 tarihinde Diyarbakır&#8217;da 2. Ordu&#8217;ya vekâleten komutan atandı. Tekrar Diyarbakır&#8217;a dönen Mustafa Kemal Paşa, 16 Mart 1917&#8242;de asaleten 2. Ordu Komutanlığına getirildi. Fakat bu görevde de çok kalmayarak 5 Temmuz 1917 tarihinde Yıldırım Orduları Grubu Komutanlığı&#8217;na bağlı olarak Halep&#8217;te kurulması kararlaştırılan 7. Ordu&#8217;nun başına getirildi. Bu cephenin umumî idaresi Falkenhein adlı bir Alman generaline verilmişti. Mustafa Kemal Paşa, 15 Ağustos 1917 günü Halep&#8217;e gelerek göreve başladı. Fakat bir süre sonra General Falkenhein ile aralarında askeri görüşler ve uygulanacak harekat bakımından anlaşmazlık çıktı; bu anlaşmazlık sonucu Mustafa Kemal Paşa, 1917 Ekim başlarında istifa mecburiyetinde kaldı. Kendisine tekrar Diyarbakır&#8217;daki eski görevi teklif edildi ise de kabul etmeyerek İstanbul&#8217;a geldi. 7 Kasım 1917&#8242;de Genel Karargâh&#8217;ta görevlendirildi. Ancak kısa süre sonra Veliaht Vahdettin Efendi&#8217;nin maiyetinde Alman Umumî Karargâhını ve Alman Cephelerini ziyaret etmek üzere Almanya seyahatine iştirak etti.15 Aralık 1917 &#8211; 4 Ocak 1918 arasını kapsayan bu seyahat esnasında Mustafa Kemal, Alman askeri çevrelerinde incelemeler yaparak, Alman İmparatoru II. Wilhelm ve devrin tanınmış komutanlarıyla görüştü. Onlara -hoşlanmasalar da- I. Dünya Harbi&#8217;nin muhtemel sonuçları hakkındaki görüşlerini açıkça ve belirgin şekilde anlatıyordu.<br />
Mustafa Kemal Paşa, 20 gün süren Almanya seyahatinden İstanbul&#8217;a döndükten bir süre sonra böbrek rahatsızlığı nedeniyle Viyana ve Karlsbad&#8217;a giderek tedavi gördü. 13 Mayıs 1918 &#8211; 4 Ağustos 1918 arasını kapsayan bu seyahat dönüşü General Falkenhein&#8217;in yerine Yıldırım Ordular Grubu Komutanlığı&#8217;na getirilmiş olan General Liman von Sanders&#8217;in emrindeki 7. Ordu&#8217;ya Ağustos 1918&#8242;de tekrar komutan oldu ve 15 Ağustos 1918 günü Halep&#8217;e geldi. Mustafa Kemal, bu cephede İngilizlere karşı başarılı müdafaa savaşları yaptı. Takviyeli İngiliz kuvvetleri karşısında, O&#8217;nun maharet ve dirayeti sayesinde, bu bölgedeki Türk Ordusu dağılmaktan kurtarılmış; büyük bir düzen içinde Halep&#8217;e kadar çekilme başarısını göstermişti. Fakat I. Dünya Savaşı Almanya ve müttefikleri aleyhine gelişiyordu. 29 Eylül 1918 tarihinde Bulgaristan savaştan çekilmiş, 4 Ekim 1918 tarihinde de Almanya mütareke istemişti. İstanbul&#8217;da Talat Paşa Kabinesi istifa etmiş, yeni Kabineyi Ahmet İzzet Paşa kurmuştu. Bu gelişmeler karşısında Mustafa Kemal Paşa yetkili makamlara, askerî ve siyasî önerilerine devam etti ise de yine kabul ettiremedi. Nihayet 30 Ekim 1918 tarihinde de Osmanlı Devleti, itilâf devletleri ile Mondros Mütarekesi&#8217;ni imzalayarak l. Dünya Savaşı&#8217;ndan çekildi.<br />
Mustafa Kemal Paşa, Mondros Mütarekesi&#8217;nin imza edildiği günün ertesi, 31 Ekim 1918 tarihinde Yıldırım Ordular Grubu Komutanlığı&#8217;na getirildi ise de artık yapacak birşey kalmamıştı. 7 Kasım 1918 tarihinde bu Grup Kumandanlığı&#8217;nın da Padişah iradesiyle kaldırılması üzerine Adana&#8217;dan hareketle 13 Kasım 1918 günü İstanbul&#8217;a geldi. Artık Türkiye, mütareke şartlarını yaşıyordu ve kendisi de Harbiye Nezareti emrine verilmiş bir Ordu Kumandanı idi.<br />
Memleket ve milletin içinde bulunduğu şartlar ağır idi. Büyük bir savaş sonunda, mağlup bir devlet olarak 30 Ekim 1918&#8242;de &#8220;Mondros Mütarekesi&#8221; adı verilen şartları ağır bir anlaşma imzalanmış, bu anlaşma şartlarına dayanılarak memleketin birçok bölgesi galip devletlerce işgal edilmiş, ordumuz dağıtılmış, bütün silâh ve cephane galip devletlerin emrine verilmişti. Osmanlı memleketleri tamamen parçalandığı gibi, Türk&#8217;ün ana yurdu, Anadolu da galip devletler arasında taksime uğruyordu. İtalyanlar Antalya&#8217;ya çıkmıştı. İskenderun, Adana, Mersin, Antep, Maraş, Urfa işgal altında idi. Kars&#8217;ta İngilizler idareyi ele almıştı. Trakya işgal altında idi. Düşman donanması İstanbul sularında demirlemişti. Çanakkale ve İstanbul Boğazları tutulmuştu. İstanbul ve İstanbul Hükûmeti İtilâf Devletlerinin baskı ve kontrolü altında idi. Padişah ve hükümet, düşmanlara âlet olmuş, âciz ve şaşkın bir vaziyette sadece kendileri için emniyet ve kurtuluş yolu aramakta idiler. Anadolu&#8217;nun her şehrinde ecnebi subaylar dolaşıyor, İtilâf Devletleri temsilcisi sıfatıyla direktifler veriyorlardı. Yunanlılar da İzmir&#8217;i işgal hazırlıklarıyla meşguldu; bu yolda büyük çaba harcıyorlar, İtilâf Devletlerini iknaya çalışıyorlardı. Nihayet 15 Mayıs 1919&#8242;da bu gayelerine eriştiler.<br />
Olayların bu şekilde gelişeceğini Mustafa Kemal, önceden sezinlemişti. Nitekim Mondros Mütarekesi&#8217;nden 5 gün sonra, 5 Kasım 1918&#8242;den itibaren Harbiye Nezaretinden Mondros Mütarekesi gereğince ordulara terhis emirleri gelmeğe başladı. Atatürk, aynı gün Adana&#8217;dan Sadrazam Ahmet İzzet Paşa&#8217;ya ilk ikaz telgrafını çekti: &#8220;Ciddî olarak arzederim ki gereken tedbirleri almadıkça orduyu terhis etmeyiniz! Şayet orduları terhis edecek ve İngilizlerin her dediğine boyun eğecek olursak düşman ihtiraslarının önüne geçmeğe imkân kalmayacaktır&#8221;. Bu, Atatürk&#8217;te, her şey bitti zannedilen bir zamanda da kurtuluş ümidinin sönmediğini, pek çoklarının düştüğü yeis ve ümitsizliğe asla kendisini kaptırmadığını gösterir.<br />
Fakat, acıdır ki Mustafa Kemal Paşa tarafından yapılan bütün bu haklı itirazlar etkisiz kalır ve ordunun terhisine sür&#8217;atle devam edilir. Çünkü genel kanaat, İtilâf Devletleri ile herhangi bir mücadeleye giremeyeceğimiz, böyle bir mücadelenin aleyhimize sonuçlanacağı idi. O halde İtilâf Devletlerini gücendirmeyecek, Mondros Mütarekesi şartlarını yerine getirecektik. İstanbul Hükümetinin görüşü ve davranışı bu idi.<br />
Padişah ve hükümetini saran bu umutsuzluğa rağmen, milletimiz, haksız işgal ve istilâlara karşı nefsini müdafaa yolunda her çabayı gösteriyor; memleketin çeşitli yörelerinde düşmanla mahalli kuvvetler arasında çarpışmalar oluyordu. Diğer taraftan mütecaviz dügmana karşı koymak ve kurtuluş çareleri aramak üzere Anadolu&#8217;da yer yer milli teşkilâtlar oluşturuluyordu. Ancak bütün bu kuruluşlar, ayrı ayrı çalışmaları sebebiyle istenilen ölçüde etkili olamıyorlar, bütün memleketi kapsayan bir hareket ve birlik gösteremiyorlardı.<br />
Mütareke Türkiye&#8217;si, aklın alamayacağı derecede karışık bir Türkiye&#8217;dir. Bölgesel direnme hareketlerine öncülük eden Müdafaa-i Hukuk, Muhafaza-i Hukuk, Redd-i İlhak gibi cemiyetlerin yanı sıra özellikle İstanbul&#8217;da güya kurtuluş çareleri arayan yüzlerce cemiyet kurulmuştu. İngiliz Muhipleri Cemiyeti, Wilson Prensipleri Cemiyeti, Türk-Fransız Muhipleri Cemiyeti, Cemiyet-i Akvam, Müzaheret Cemiyeti bunlann başlıcalarıdır. Kurtuluş çareleri değişikti. Bir kısmı İngilizlerin, bir kısmı Fransızların himayesini istiyordu, bir kısmı Amerikan mandasını öneriyordu. Bir kısım kimseler de Mondros Mütarekesi gereğince padişah ve halife için hükümranlık hakkı tanınan küçük bir bölgede Osmanlı Devleti&#8217;ni sembolik olarak devam ettirme düşüncesinde idiler. Memleketin içinde bulunduğu karışıklıktan istifade çareleri arayan bazı cemiyetler de vatan toprakları üzerinde millî birliği parçalayıcı faaliyetlere girişmişlerdi.<br />
Bu durum karşısında ciddi ve gerçek karar ne olabilirdi. Tarih kültürü çok geniş olan ve tarihten sonuç çıkarmasını çok iyi bilen Atatürk, gerçek kararı sezmekte gecikmedi. Bu vaziyet karşısında bir tek karar vardı. O da milli egemenliğe dayanan, kayıtsız şartsız bağımsız yeni bir Türk Devleti kurmak idi. Atatürk&#8217;e göre önemli olan &#8220;Türk milleti&#8217;nin haysiyetli ve şerefli bir millet olarak yaşamasıydı. Ne kadar zengin ve refah içinde olursa olsun, istiklâlden mahrum bir millet, medeni insanlık karşısında uşak olmak mevkiinden yüksek bir muameleye lâyık görülemezdi. Yabancı bir milletin himaye ve efendiliğini kabul etmek, insanlık vasıflarından yoksunluğu, acizlik ve miskinliği itiraftan başka birşey değildi. Halbuki Türk&#8217;ün haysiyet ve gururu çok yüksek ve büyüktü. Böyle bir millet esir yaşamaktansa mahvolsun daha iyiydi&#8221;. Öyleyse Milli Mücadele&#8217;nin parolası &#8220;Ya istiklâl ya ölüm!&#8221; olacaktı. Artık Anadolu&#8217;ya geçerek Millî Mücadele bayrağını açmak gerekiyordu. İşte bu sıralarda, Mustafa Kemal Paşa&#8217;yı İstanbul&#8217;dan uzaklaştırmak amacıyla, kendisine Dokuzuncu Ordu Müfettişliği teklif edildi. Mustafa Kemal Paşa, kendisine geniş salâhiyetler tanıyan bu vazifeyi kabul etti.<br />
16 Mayıs 1919 günü Bandırma vapuru ile İstanbul&#8217;dan hareket eden Mustafa Kemal Paşa, 19 Mayıs 1919 sabahı Samsun&#8217;da Anadolu topraklarına ayak bastı. Kendisinin Anadolu&#8217;ya gönderiliş gerekçesi, &#8220;Samsun ve çevresindeki asayişsizliği yerinde görüp incelemek ve tedbir almak&#8221;tan ibaretti. Hükûmete verilen İnqiliz raporlarında, bu bölgede Türklerin, Rumlara karşı gerilla hareketine giriştikleri ve bölgenin asayişini bozdukları bildirilmekte ise de durum tam tersine idi. Bu bölgede, Pontus Rum Devleti kurma amacına yönelik geniş bir Rum faaliyeti vardı. Baskı gören Rumlar değil, Türklerdi. Rum Patrikhanesinden idare edilen Mavri Mira Cemiyeti bu bölgede kurduğu çeteler vasıtasıyla Türk köylerini basıyor, katliamlar yapıyor, yerli halkı yıldırmak istiyordu. Bu girişimlere karşı vatansever Türkler de mukabil çeteler oluşturmuşlar; bölge Rumları ile mücadeleye başlamışlardı. Bütün bu gerçeklere rağmen Mustafa Kemal Paşa&#8217;ya verilen talimat gereğince bölge Türklerinin direnmeleri önlenecekti. Mustafa Kemal Paşa, görevi kabul için Ordu Müfettişliği sıfatı ve geniş salâhiyetler istedi. İstanbul Hükûmeti bu istekleri de kabul etti.<br />
Saray ve İstanbul Hükümeti, Mustafa Kemal Paşa&#8217;nın bu görevi yapacağını zannetmişti. Oysaki Mustafa Kemal&#8217;in düşünceleri tamamen başka idi. Ama bu görev, kuşkuları çekmeksizin Anadolu ya geçmek için değerlendirilmesi gereken bir fırsattı. Kendisine verilen yetkileri de, geri alınıncaya kadar milletin menfaatleri adına kullanmak vicdanî bir davranış idi. Esasen olayların akışı da kısa zamanda bunu ispatlayacaktı. Mustafa Kemal Paşa İstanbul&#8217;dan ayrılmadan önce başta sadrazam olmak üzere kabine azalarının hemen hepsi ile ve en sonunda Padişahla görüşmüştü. Fakat bu kişilerin hiçbirinde memleketi içinde bulunduğu badireden kurtaracak bir enerji, bir ümit ışığı görmemiş, görememişti. İstanbul Hükümetinin ve Padişahın davranışlarında İtilâf Devletlerini gücendirmemek görüşünün ağır ezikliğini hissetti. Oysaki onların kararlarına uymak değil, karşı koymak lâzımdı. İşte Anadolu&#8217;ya bu gaye ile gidiyordu. Mustafa Kemal Paşa&#8217;nın İstanbul&#8217;dan ayrılırken yakın arkadaşlarına söylediği şu sözler bu bakımdan büyük önem taşımaktadır: &#8220;Düşman süngüsü altında milli birlik olamaz. Ancak hür vatan topraklarında memleketin istiklâli ve milletin hürriyeti için çalışılabilir. Bu gayeyi tahakkuk ettirmek üzere Anadolu&#8217;ya gidiyorum&#8221;.<br />
Mustafa Kemal Paşa, Anadolu&#8217;ya geçer geçmez planını uygulamaya başladı. 21 Mayıs 1919&#8242;da Kâzım Karabekir&#8217;e çekti. Telgrafta bu davranışını şöyle belirtiyordu: &#8220;Umumî durumumuzun aldığı vahim şekilden pek müteessirim. Millet ve memlekete borçlu olduğum en son vicdani vazifeyi yakından müşterek çalışma ile en iyi şekilde yerine getirmek mümkün olacağı kanaati ile bu son memuriyeti kabul ettim&#8221;.<br />
Mustafa Kemal Paşa, Samsun&#8217;a çıktıktan 2 gün sonra, 21 Mayıs 1919&#8242;da Genelkurmay Başkanlığı&#8217;na Samsun ve çevresindeki asayişsizliğin sebeplerini açıklayan ne İstanbul Hükûmetinin ne de İtilâf Devletleri temsilcilerinin hoşlanmadığı şu telgrafı çekti: &#8220;Rumlar bu bölgede, Pontus Hükümeti teşkili gibi bir safsata etrafında toplanmış ve Rum çeteleri hemen kâmilen siyasi bir şekle dönüşmüştür&#8221;. 22 Mayıs 1919&#8242;da Samsun&#8217;dan Sadaret&#8217;e gönderdiği raporu da şu cümle ile noktaladı: &#8220;Millet birlik olup hâkimiyet esasını, Türklük duygusunu hedef almıştır&#8221;. Bu anlamlı ifadede Anadolu&#8217;da beliren Milli Mücadele azmini sezmemek mümkün değildir. İşte bu raporlar İstanbul&#8217;a geldikten sonradır ki İtilâf Devletleri temsilcileri İstanbul Hükümetinden sordu: &#8220;Tanınmış bir Türk generalinin Anadolu&#8217;da ne işi vardır?&#8221; Bunun üzerine İstanbul Hükûmeti, Anadolu&#8217;ya gönderdiği müfettişi geri çağırma girişimlerine başladı.<br />
Artık Anadolu&#8217;da başlayan Millî Mücadele, liderini bulmuş, dağınık ve bölgesel mukavemetler bir bayrak altında toplanmaya başlamıştı. Bunun ilk örneğini 22 Haziran 1919&#8242;da Mustafa Kemal imzasıyla Amasya&#8217;dan bütün memlekete duyurulan bir tamimde görüyoruz. Bu genelgede kutsal bir ses işitiliyordu: &#8220;Vatanın bütünlüğü, milletin istiklâli tehlikededir. Milletin istiklâlini yine milletin azim ve kararı kurtaracaktır&#8221;. Bu cümleler Milli Mücadele&#8217;nin örgütlü olarak fiilen başladığının onun imzası ile bütün cihana ilânı idi. Bu genelge diğer bir maddesiyle beliren millî tehlike karşısında izlenecek ilk yolu da belirtiyordu: &#8220;Her vilâyetten seçilecek milletin güvenini kazanmış delegelerle, Anadolu&#8217;nun en emin yeri olan Sivas&#8217;ta derhal bir millî kongre toplanacaktır&#8221;.<br />
Mustafa Kemal Paşa, Amasya Tamimi adıyla ünlü bu genelgesini yaptıktan sonra Erzurum&#8217;a geçmek üzere 27 Haziran 1919&#8242;da halkın sevinç gösterileri arasında Sivas&#8217;a geldi. Şehirde kaldığı 1 günlük süre içinde, Erzurum Kongresi&#8217;ni takiben Sivas&#8217;ta yapılacak Kongre için ilgililere gerekli direktifleri vererek Erzurum&#8217;a hareket etti. Atatürk, 3 Temmuz 1919 günü Erzurum&#8217;a geldi. Kendisi der ki &#8220;Benim Erzurum&#8217;a gelişim, bütün milletin ateşten bir çember içine alınmış olduğu bir zamana tesadüf etti. Bütün millet bu çemberin içinden nasıl çıkılacağını düşünmekte idi&#8221;. O, Ilıca önlerinde Erzurumlular tarafından coşkun bir şekilde karşılandığı zaman Çukurova da muhacir olarak bulunup Erzurum&#8217;a dönen ihtiyar Mevlüt Ağa ile aralarında geçen konuşma, bu ateşten çember içinden mutlaka çıkılması gerektiği fikrini Atatürk&#8217;te daha da perçinledi. İhtiyar, fakat dinç Mevlüt Ağa&#8217;ya Mustafa Kemal Paşa sordu:&#8221; &#8211; Çukurova gibi verimli bir memleketten niye döndün? Yoksa geçinemedin mi?&#8221; Mevlût Ağa derhal cevap verdi: &#8220;- Hayır Paşam, geçimimiz çok rahattı. Son günlerde işittim ki İstanbul&#8217;daki ırzıkırıklar, bizim Erzurum&#8217;u Ermenilere vereceklermiş. Geldim ki göreyim, bu namertler kimin malını kime veriyorlar? Bu sözler, milletle beraber, millet için çalışmak üzere Erzurum&#8217; a gelen Mustafa Kemal Paşa&#8217;yı çok duygulandırmış, gözlerini yaşarmıştı. Etrafındakilere döndü ve : &#8220;-Bu milletle neler yapılmaz&#8221;.<br />
Atatürk, Erzurum&#8217;a gelişinden 5 gün sonra, 8-9 Temmuz 1919&#8242;da &#8220;Sine-i millette bir ferd-i mücahit&#8221; olarak çalışmak üzere çok sevdiği askerlik mesleğinden ve görevinden istifa etti. Artık bir millet ferdi olarak, milletten kuvvet, kudret ve ilham alarak tarihi vazifesine devam ediyordu.</p>
<img src="http://ufoss.com/?ak_action=api_record_view&id=1876&type=feed" alt="" /><h3  class="related_post_title">Benzer Konular</h3><ul class="related_post"><li>Benzer Konu Basligi Bulunamadi</li></ul>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://ufoss.com/ataturkun-okul-hayati-ve-sonrasi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kronolojik Sırayla Mustafa Kemal Ataturkun Hayatı</title>
		<link>http://ufoss.com/kronolojik-sirayla-mustafa-kemal-ataturkun-hayati/</link>
		<comments>http://ufoss.com/kronolojik-sirayla-mustafa-kemal-ataturkun-hayati/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 11 Jan 2010 11:01:58 +0000</pubDate>
		<dc:creator>ufoss</dc:creator>
				<category><![CDATA[Atatürk (Mustafa Kemal)]]></category>
		<category><![CDATA[ataturkun hayati]]></category>
		<category><![CDATA[kronolojik ataturk]]></category>
		<category><![CDATA[rakamlarla ataturk]]></category>
		<category><![CDATA[tarihlerle Ataturk]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://ufoss.com/?p=1871</guid>
		<description><![CDATA[ATATÜRK&#8217; ÜN KRONOLOJİSİ 1881 &#8211; 1908 19 Mayıs 1881 &#8211; Mustafa&#8217;nın Selanik&#8217;te doğuşu. 1893 &#8211; Mustafa&#8217;nın Selanik Askeri Rüştiyesi&#8217;ne yazılması ve öğretmeni Mustafa Efendi&#8217;nin kendisine &#8220;Kemal&#8221; adını takması. 1895 &#8211; Mustafa Kemal&#8217;in Selanik Askeri Rüştiyesi&#8217;ni bitirerek Manastır Askeri İdadisine girmesi. 13 Mart 1899 &#8211; Mustafa Kemal&#8217;in Manastır Askeri İdadisi&#8217;ni bitirerek İstanbul&#8217;da Harp Okulu&#8217;na girişi. 10 [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div id="_mcePaste"><a href="http://ufoss.com/wp-content/uploads/2010/01/MustafaKemalAtaturk.jpg"><img class="alignleft size-thumbnail wp-image-1872" title="MustafaKemalAtaturk" src="http://ufoss.com/wp-content/uploads/2010/01/MustafaKemalAtaturk-150x150.jpg" alt="" width="150" height="150" /></a>ATATÜRK&#8217; ÜN KRONOLOJİSİ</div>
<div id="_mcePaste"><strong>1881 &#8211; 1908</strong></div>
<div id="_mcePaste">19 Mayıs 1881 &#8211; Mustafa&#8217;nın Selanik&#8217;te doğuşu.</div>
<div id="_mcePaste">1893 &#8211; Mustafa&#8217;nın Selanik Askeri Rüştiyesi&#8217;ne yazılması ve öğretmeni Mustafa Efendi&#8217;nin kendisine &#8220;Kemal&#8221; adını takması.<span id="more-1871"></span></div>
<div id="_mcePaste">1895 &#8211; Mustafa Kemal&#8217;in Selanik Askeri Rüştiyesi&#8217;ni bitirerek Manastır Askeri İdadisine girmesi.</div>
<div id="_mcePaste">13 Mart 1899 &#8211; Mustafa Kemal&#8217;in Manastır Askeri İdadisi&#8217;ni bitirerek İstanbul&#8217;da Harp Okulu&#8217;na girişi.</div>
<div id="_mcePaste">10 Şubat 1902 &#8211; Mustafa Kemal&#8217;in Harp Okulu&#8217;nu teğmen rütbesiyle bitirerek Harp Akademisi&#8217;ne geçmesi.</div>
<div id="_mcePaste">11 Ocak 1905 &#8211; Mustafa Kemal&#8217;in Kurmay Yüzbaşı olarak Harp Akademisi&#8217;nden mezun olması ve merkezi Şam&#8217;da bulunan Beşinci Ordu emrine verilmesi.</div>
<div id="_mcePaste">Ekim 1905 &#8211; Mustafa Kemal&#8217;in bazı arkadaşlarıyla birlikte Şam&#8217;da gizli &#8220;Vatan ve Hürriyet Cemiyeti&#8221;ni kurması.</div>
<div id="_mcePaste">20 Haziran 1907 &#8211; Mustafa Kemal&#8217;in Kolağasılığına ( Kıdemli Yüzbaşı ) yükseltilmesi.</div>
<div id="_mcePaste">13 Ekim 1907 &#8211; Mustafa Kemal&#8217;in Selanik&#8217;te III. Ordu&#8217;ya atanması.</div>
<div id="_mcePaste">Şubat 1908 &#8211; Atatürk&#8217;ün General Litzmann&#8217;dan çevirdiği &#8220;Takımın Muharebe Talimi&#8221; adlı -askerî eğitimle ilgili- kitabın Selânik&#8217;te yayımlanması.</div>
<div id="_mcePaste">Haziran 1908 &#8211; Atatürk&#8217;e, III. Ordu Karargâhı&#8217;ndaki görevinin yanısıra Üsküp-Selânik arasındaki demiryolu müfettişliği görevinin de verilmesi.</div>
<div id="_mcePaste">23 Temmuz 1908 &#8211; II. Meşrutiyet&#8217;in İlânı <span style="color: #ffffff;">http://ufoss.com</span></div>
<div id="_mcePaste">__________________</div>
<div id="_mcePaste"><strong>1909 &#8211; 1914<br />
<span style="font-weight: normal;">__________________</span> </strong></div>
<div id="_mcePaste">15-16 Nisan 1909 &#8211; Mustafa Kemal&#8217;in 31 Mart (13 Nisan) ayaklanması üzerine Hareket Ordusu&#8217;nun kurmay başkanı olarak İstanbul&#8217;a hareket etmesi.</div>
<div id="_mcePaste">6 Eylül 1909 &#8211; Mustafa Kemal&#8217;in Selanik&#8217;te III. Ordu Piyade Subay Talimgahı Komutanı olması. (Aynı yıl içinde Kolağası rütbesiyle 38. Piyade Alayı komutanı olmuştur.)</div>
<div id="_mcePaste">Mayıs 1910 &#8211; Mustafa Kemal&#8217;in Mahmud Şevket Paşa&#8217;nın kurmay başkanı olarak Arnavutluk harekatında bulunması.</div>
<div id="_mcePaste">Eylül 1910 &#8211; Fransa&#8217;da yapılan manevralara Türk Ordusu temsilcisi olarak katılması.</div>
<div id="_mcePaste">13 Eylül 1911 &#8211; Mustafa Kemal&#8217;in İstanbul&#8217;a Genelkurmay&#8217;a nakledilmesi.</div>
<div id="_mcePaste">27 Kasım 1911 &#8211; Mustafa Kemal&#8217;in Trablusgarb&#8217;ta Binbaşılığa yükseltilmesi.</div>
<div id="_mcePaste">22 Aralık 1911 &#8211; Mustafa Kemal&#8217;in İtalyan &#8211; Osmanlı Trablus Savaşı&#8217;nda Tobruk Taarruzu&#8217;nu başarıyla idare etmesi.</div>
<div id="_mcePaste">25 Kasım 1912 &#8211; Mustafa Kemal&#8217;in Bahrısefid Boğazı ( Çanakkale ) Kuva-yı Mürettebesi Harekat Şubesi Müdürlüğü&#8217;ne atanması.<span style="color: #ffffff;">http://ufoss.com</span></div>
<div id="_mcePaste">27 Ekim 1913 &#8211; Mustafa Kemal&#8217;in Sofya Ataşemiliteri olması.</div>
<div id="_mcePaste">1 Mart 1914 &#8211; Mustafa Kemal&#8217;in Yarbaylığa yükseltilmesi.</div>
<div id="_mcePaste">__________________</div>
<div id="_mcePaste"><strong>1915 &#8211; 1916<br />
<span style="font-weight: normal;">__________________</span> </strong></div>
<div id="_mcePaste">2 Şubat 1915 &#8211; Mustafa Kemal&#8217;in Tekirdağ&#8217;da 19. Tümeni kurmaya başlaması. (25 Şubat 1915&#8242;te tümen kuruluşunu tamamlayarak Maydos&#8217;a gelmiştir.)</div>
<div id="_mcePaste">25 Nisan 1915 &#8211; İtilaf devletlerinin Arıburnu&#8217;na asker çıkarmaları üzerine Mustafa Kemal&#8217;in tümeniyle düşmanı önleyerek durdurması.</div>
<div id="_mcePaste">1 Haziran 1915 &#8211; Mustafa Kemal&#8217;in Albaylığa yükseltilmesi.</div>
<div id="_mcePaste">8-9 Ağustos 1915 &#8211; Mustafa Kemal&#8217;in Anafartalar Grubu Komutanlığı&#8217;na atanması.</div>
<div id="_mcePaste">10 Ağustos 1915 &#8211; Mustafa Kemal&#8217;in bizzat idare ettiği taarruzla Anafartalar cephesinde düşmanı geri atması.</div>
<div id="_mcePaste">17 Ağustos 1915 &#8211; Mustafa Kemal&#8217;in Kireçtepe&#8217;de zafer kazanması.</div>
<div id="_mcePaste">21 Ağustos 1915 &#8211; Mustafa Kemal&#8217;in II. Anafartalar Savaşı&#8217;nı kazanması.</div>
<div id="_mcePaste">14 Ocak 1916 &#8211; Mustafa Kemal&#8217;in Edirne&#8217;de XVI. Kolordu Komutanlığı&#8217;na başlaması.</div>
<div id="_mcePaste">1 Nisan 1916 &#8211; Mustafa Kemal&#8217;in Mirlivalığa ( Tümgeneral ) yükselmesi.</div>
<div id="_mcePaste">7-8 Ağustos 1916 &#8211; Mustafa Kemal&#8217;in Bitlis ve Muş&#8217;u düşman elinden geri alması.</div>
<div id="_mcePaste">__________________</div>
<div id="_mcePaste"><strong>1917 &#8211; 1918<br />
<span style="font-weight: normal;">__________________</span> </strong></div>
<div id="_mcePaste">7 Mart 1917 &#8211; Mustafa Kemal&#8217;in Diyarbakır&#8217;daki II. Ordu Komutanlığı vekilliğine atanması.</div>
<div id="_mcePaste">16 Mart 1917 &#8211; Mustafa Kemal&#8217;in Diyarbakır&#8217;daki II. Ordu Komutanlığı&#8217;na asil olarak atanması.</div>
<div id="_mcePaste">5 Temmuz 1917 &#8211; Mustafa Kemal&#8217;in Halep&#8217;teki VII. Ordu Komutanlığı&#8217;na atanması.</div>
<div id="_mcePaste">20 Eylül 1917 &#8211; Mustafa Kemal&#8217;in VII. Ordu Komutanı sıfatıyla memleketin ve ordunun durumunu açıklayan tarihi raporunu göndermesi.<span style="color: #ffffff;">http://ufoss.com</span></div>
<div id="_mcePaste">15 Ekim 1917 &#8211; Mustafa Kemal&#8217;in VII. Ordu Komutanlığı&#8217;ndan ayrılarak İstanbul&#8217;a dönmesi.</div>
<div id="_mcePaste">15 Aralık 1917 &#8211; Mustafa Kemal&#8217;in Veliaht Vahidettin ile Almanya&#8217;ya gitmesi.</div>
<div id="_mcePaste">16 Aralık 1917 &#8211; Mustafa Kemal&#8217;e &#8220;Birinci Rütbeden Kılıçlı Mecidi Nişanı&#8221; verilmesi.</div>
<div id="_mcePaste">4 Ocak 1918 &#8211; Almanya gezisinden dönmesi.</div>
<div id="_mcePaste">7 Ağustos 1918 &#8211; Mustafa Kemal&#8217;in Filistin&#8217;de bulunan VII. Ordu Komutanlığı&#8217;na ikinci defa tayin olunması.</div>
<div id="_mcePaste">26 Ekim 1918 &#8211; Mustafa Kemal&#8217;in komuta ettiği VII. Ordu Birlikleri tarafından düşman taarruzunun Haleb&#8217;in kuzeyinde bugünkü sınırlarımız üzerinde durdurulması.</div>
<div id="_mcePaste">30 Ekim 1918 &#8211; Osmanlı Devleti ile İtilaf Devletleri arasında Mondros Mütarekesi imzalandı.</div>
<div id="_mcePaste">31 Ekim 1918 &#8211; Osmanlı Devleti, Mondros Mütarekesi&#8217;nin yürürlüğe girmesiyle Birinci Dünya Savaşı&#8217;ndan çıktı.</div>
<div id="_mcePaste">31 Ekim 1918 &#8211; Mustafa Kemal&#8217;in Yıldırım Orduları Grubu Komutanı olması.</div>
<div id="_mcePaste">13 Kasım 1918 &#8211; Mustafa Kemal&#8217;in Yıldırım Orduları Grubu Komutanlığı&#8217;nın lağvı üzerine İstanbul&#8217;a gelmesi. Ve denizde demirlemiş düşman filosunu gördüğünde, yaveri Cevat Abbas (Gürer) Bey&#8217;e ünlü sözünü söylemesi: &#8220;Geldikleri gibi giderler&#8221;</div>
<div id="_mcePaste">__________________</div>
<div id="_mcePaste"><strong>1919<br />
<span style="font-weight: normal;">__________________</span> </strong></div>
<div id="_mcePaste">30 Nisan 1919 &#8211; Mustafa Kemal&#8217;in 9. Ordu Müfettişi olması.</div>
<div id="_mcePaste">16 Mayıs 1919 &#8211; Mustafa Kemal&#8217;in Samsun&#8217;a gitmek üzere Bandırma Vapuru ile İstanbul&#8217;dan ayrılması.</div>
<div id="_mcePaste">19 Mayıs 1919 &#8211; Mustafa Kemal&#8217;in Samsun&#8217;a çıkması.</div>
<div id="_mcePaste">21-22 Haziran 1919 &#8211; Mustafa Kemal&#8217;in Amasya&#8217;dan yolladığı genelgeyle, milli kuvvetleri bir gaye ve bir teşkilat çevresinde toplamak amacıyla Sivas Kongresi&#8217;ni toplantıya çağırdı.</div>
<div id="_mcePaste">26 Haziran 1919 &#8211; Amasya&#8217;dan Sivas&#8217;a hareketi.</div>
<div id="_mcePaste">3 Temmuz 1919 &#8211; Mustafa Kemal&#8217;in Erzurum&#8217;a ilk gelişi.</div>
<div id="_mcePaste">8-9 Temmuz 1919 &#8211; Mustafa Kemal&#8217;in resmi görevinden ve askerlikten çekilmesi.</div>
<div id="_mcePaste">23 Temmuz 1919 &#8211; Erzurum Kongresi&#8217;nin toplanması ve Mustafa Kemal&#8217;in Erzurum Kongresi&#8217;ne Başkan seçilmesi.</div>
<div id="_mcePaste">4 Eylül 1919 &#8211; Sivas Kongresi&#8217;nin toplanması ve Mustafa Kemal&#8217;in Sivas Kongresi&#8217;ne Başkan seçilmesi.</div>
<div id="_mcePaste">11 Eylül 1919 &#8211; Mustafa Kemal&#8217;in Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti Heyeti Temsiliyesi Başkanlığı&#8217;na seçilmesi.</div>
<div id="_mcePaste">20-22 Ekim 1919 &#8211; Mustafa Kemal&#8217;in İstanbul&#8217;dan gelen Bahriye Nazırı Salih Paşa ile Amasya&#8217;da görüşmesi.</div>
<div id="_mcePaste">7 Kasım 1919 &#8211; Mustafa Kemal&#8217;in İstanbul&#8217;da toplanması kararlaştırılan Osmanlı Meclisi için Erzurum&#8217;dan milletvekili seçilmesi. ( TBMM&#8217;nin birinci dönemi için yapılan seçimde ve ondan sonraki seçimlerde Ankara&#8217;dan milletvekili seçilmiştir. )</div>
<div id="_mcePaste">27 Aralık 1919 &#8211; Mustafa Kemal&#8217;in Heyeti Temsiliye ile birlikte Ankara&#8217;ya gelmesi.</div>
<div id="_mcePaste">__________________</div>
<div id="_mcePaste"><strong>1920 &#8211; 1921<br />
<span style="font-weight: normal;">__________________</span> </strong></div>
<div id="_mcePaste">16 Mart 1920 &#8211; İstanbul&#8217;un İtilaf Devletleri tarafından işgali üzerine Mustafa Kemal&#8217;in durumu bütün devletlere ve Millet Meclislerine protesto etmesi ve Ankara&#8217;da yeni bir Millet Meclisi toplama teşebbüsüne geçmesi.</div>
<div id="_mcePaste">23 Nisan 1920 &#8211; Mustafa Kemal&#8217;in Ankara&#8217;da Türkiye Büyük Millet Meclisi&#8217;ni açması.</div>
<div id="_mcePaste">24 Nisan 1920 &#8211; TBMM&#8217;nin Mustafa Kemal&#8217;i başkanlığa seçmesi.</div>
<div id="_mcePaste">11 Mayıs 1920 &#8211; Mustafa Kemal&#8217;in İstanbul Hükümetince ölüm cezasına çarptırılması.( Bu karar 24 Mayıs 1920&#8242;de Padişah tarafından onanmıştır. )</div>
<div id="_mcePaste">13 Eylül 1920 &#8211; Mustafa Kemal tarafından hazırlanan Halkçılık programının Büyük Millet Meclisi&#8217;ne sunuluşu.</div>
<div id="_mcePaste">5 Aralık 1920 &#8211; Mustafa Kemal&#8217;in İstanbul&#8217;dan gelen Osmanlı delegeleri İzzet ve Salih Paşa&#8217;larla Bilecik tren istasyonunda görüşmesi.<span style="color: #ffffff;">http://ufoss.com</span></div>
<div id="_mcePaste">17 Şubat 1921 &#8211; Mehmet Akif (Ersoy) tarafından yazılan &#8220;İstiklal Marşı&#8221; şiiri Hakimiyeti Milliye gazetesinde yayınlandı.</div>
<div id="_mcePaste">1 Mart 1921 &#8211; Mehmet Akif&#8217;in (Ersoy), &#8220;İstiklal Marşı&#8221;, Maarif Vekili Hamdullah Suphi Bey tarafından Meclis&#8217;te ilk kez okundu ve sürekli alkışlarla karşılandı.</div>
<div id="_mcePaste">12 Mart 1921 &#8211; İstiklâl Marşı&#8217;nın TBMM&#8217;de kabul edilmesi.</div>
<div id="_mcePaste">12 Mart 1921 &#8211; Londra Konferansı sona erdi. İtilaf Devletleri barış teklif etti.</div>
<div id="_mcePaste">10 Mayıs 1921 &#8211; Mustafa Kemal tarafından Büyük Millet Meclisi&#8217;nde Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Grubu&#8217;nun kurulması ve kendisinin Grup Başkanlığı&#8217;na seçilmesi.</div>
<div id="_mcePaste">13 Haziran 1921 &#8211; Mustafa Kemal&#8217;in Fransız temsilcisi F. Bouillon ile Ankara&#8217;da görüşmesi.</div>
<div id="_mcePaste">5 Ağustos 1921 &#8211; Büyük Millet Meclisi tarafından Mustafa Kemal&#8217;e Başkomutanlık görevinin verilmesi.</div>
<div id="_mcePaste">23 Ağustos 1921 &#8211; Mustafa Kemal&#8217;in 22 gün 22 gece süren Sakarya Meydan Muharebesi&#8217;ni idareye başlaması.</div>
<div id="_mcePaste">13 Eylül 1921 &#8211; Mustafa Kemal&#8217;in Sakarya Zaferi&#8217;ni kazanması.</div>
<div id="_mcePaste">19 Eylül 1921 &#8211; Mustafa Kemal&#8217;e Büyük Millet Meclisi tarafından müşirlik (mareşallik) rütbesinin ve Gazi ünvanının verilmesi.</div>
<div id="_mcePaste">__________________</div>
<div id="_mcePaste"><strong>1922 &#8211; 1923<br />
<span style="font-weight: normal;">__________________</span> </strong></div>
<div id="_mcePaste">26 Ağustos 1922 &#8211; Gazi Mustafa Kemal&#8217;in Kocatepe&#8217;den Büyük Taarruz&#8217;u idareye başlaması.</div>
<div id="_mcePaste">30 Ağustos 1922 &#8211; Gazi Mustafa Kemal&#8217;in Dumlupınar&#8217;da Başkomutanlık Meydan Savaşı&#8217;nı kazanması.</div>
<div id="_mcePaste">10 Eylül 1922 &#8211; Gazi Mustafa Kemal&#8217;in İzmir&#8217;e girişi.</div>
<div id="_mcePaste">1 Kasım 1922 &#8211; Gazi Mustafa Kemal&#8217;in teklifi üzerine Büyük Millet Meclisi&#8217;nin saltanatın kaldırılmasına karar vermesi.</div>
<div id="_mcePaste">14 Ocak 1923 &#8211; Mustafa Kemal&#8217;in annesi Zübeyde Hanım&#8217;ın İzmir&#8217;de ölümü.</div>
<div id="_mcePaste">29 Ocak 1923 &#8211; Gazi Mustafa Kemal&#8217;in İzmir&#8217;de Latife (Uşaklıgil) Hanım&#8217;la evlenmesi. ( 5 Ağustos 1925&#8242;te ayrılmışlardır.)</div>
<div id="_mcePaste">17 Şubat 1923 &#8211; Gazi Mustafa Kemal&#8217;in İzmir&#8217;de ilk Türkiye İktisat Kongresi&#8217;ni açması.</div>
<div id="_mcePaste">24 Mart 1923 &#8211; Mustafa Kemal Paşa, Time Dergisi&#8217;ne kapak oldu.</div>
<div id="_mcePaste">13 Ağustos 1923 &#8211; Gazi Mustafa Kemal&#8217;in ikinci defa Büyük Millet Meclisi Başkanlığı&#8217;na seçilmesi.</div>
<div id="_mcePaste">11 Eylül 1923 &#8211; Gazi Mustafa Kemal&#8217;in Halk Partisi&#8217;ni kurması.</div>
<div id="_mcePaste">29 Ekim 1923 &#8211; Cumhuriyetin İlânı ve Gazi Mustafa Kemal&#8217;in ilk Cumhurbaşkanı seçilmesi.</div>
<div id="_mcePaste">__________________</div>
<div id="_mcePaste"><strong>1924 &#8211; 1930<br />
<span style="font-weight: normal;">__________________</span> </strong></div>
<div id="_mcePaste">1 Mart 1924 &#8211; Gazi Mustafa Kemal&#8217;in Büyük Millet Meclisi&#8217;ni açışı ve Halifeliğin kaldırılması ile öğretimin birleştirilmesi gereğini konuşmasında belirtmesi.</div>
<div id="_mcePaste">23 Ağustos 1925 &#8211; Gazi Mustafa Kemal&#8217;in Kastamonu&#8217;da ilk defa şapka giymesi.</div>
<div id="_mcePaste">3 Ekim 1926 &#8211; İstanbul&#8217;da Sarayburnu&#8217;nda Mustafa Kemal&#8217;in ilk heykelinin dikilmesi.</div>
<div id="_mcePaste">1 Temmuz 1927 &#8211; Gazi Mustafa Kemal&#8217;in Cumhurbaşkanı sıfatıyla ilk defa İstanbul&#8217;a gelmesi.</div>
<div id="_mcePaste">15-20 Ekim 1927 &#8211; Gazi Mustafa Kemal&#8217;in CHP İkinci Kurultayı&#8217;nda tarihi büyük nutkunu söylemesi.</div>
<div id="_mcePaste">28 Ekim 1927 &#8211; Türkiye&#8217;de ilk kez nüfus sayımı yapıldı. O tarihteki nüfusumuzun 13.650.000 olduğu belirlendi.</div>
<div id="_mcePaste">1 Kasım 1927 &#8211; Gazi Mustafa Kemal&#8217;in ikinci defa Cumhurbaşkanlığı&#8217;na seçilmesi.</div>
<div id="_mcePaste">4 Kasım 1927 &#8211; Gazi Mustafa Kemal&#8217;in Ankara Etnografya Müzesi önünde ve Yenişehir&#8217;de dikilen heykellerinin açılışı.</div>
<div id="_mcePaste">10 Nisan 1928 -Anayasa değişikliği yapılarak Türkiye Cumhuriyeti Devleti, Lâik bir devlet haline getirildi.</div>
<div id="_mcePaste">20 Mayıs 1928 &#8211; Afgan Kralı Amanullah Han&#8217;ın Gazi Mustafa Kemal&#8217;i Ankara&#8217;da ziyareti.</div>
<div id="_mcePaste">24 Mayıs 1928 &#8211; Uluslararası rakamların kullanılmasıyla ilgili yasa çıkartıldı.</div>
<div id="_mcePaste">28 Mayıs 1928 &#8211; &#8220;Millet Mektepleri&#8221; açıldı. Türk vatandaşlığı yasası çıkartıldı.</div>
<div id="_mcePaste">9-10 Ağustos 1928 &#8211; Gazi Mustafa Kemal&#8217;in Sarayburnu&#8217;nda Türk harfleri hakkındaki nutkunu söylemesi.</div>
<div id="_mcePaste">1 Kasım 1928 -Yeni Türk Harfleri&#8217;nin kabul ve uygulanmasıyla ilgili yasa TBMM&#8217;si tarafından onaylanarak yürürlüğe girdi.</div>
<div id="_mcePaste">5 Ocak 1929 &#8211; TBMM&#8217;ce çıkartılan bir yasa ile Anadolu-Bağdat, Mersin, Tarsus, Adana demir yolları ile Haydarpaşa Limanı satın alındı.</div>
<div id="_mcePaste">3 Nisan 1930 &#8211; Menemen&#8217;de Cumhuriyete karşı ayaklanma yapıldı. Öğretmen yedeksubay Kubilây bu olayda şehit edildi.<span style="color: #ffffff;">http://ufoss.com</span></div>
<div id="_mcePaste">__________________</div>
<div id="_mcePaste"><strong>1931 &#8211; 1935<br />
<span style="font-weight: normal;">__________________</span> </strong></div>
<div id="_mcePaste">1931 &#8211; Halkevleri kuruldu.</div>
<div id="_mcePaste">12 Nisan 1931 &#8211; Gazi Mustafa Kemal tarafından Türk Tarih Kurumu&#8217;nun kurulması.</div>
<div id="_mcePaste">4 Mayıs 1931 &#8211; Mustafa Kemal&#8217;in üçüncü defa Cumhurbaşkanlığı&#8217;na seçilmesi.</div>
<div id="_mcePaste">12 Haziran 1932 &#8211; Irak Kralı Emir Faysal&#8217;ın Ankara&#8217;da Mustafa Kemal&#8217;i ziyareti.</div>
<div id="_mcePaste">12 Temmuz 1932 &#8211; Gazi Mustafa Kemal tarafından Türk Dil Kurumu&#8217;nun kurulması.</div>
<div id="_mcePaste">4 Ekim 1933 &#8211; Yugoslavya Kralı Aleksandre&#8217;nin Gazi Mustafa Kemal&#8217;i İstanbul&#8217;da ziyareti.</div>
<div id="_mcePaste">26 Ekim 1933 &#8211; Türk kadınlarına köy ihtiyar heyetlerine seçilme ve seçme hakkı tanındı.</div>
<div id="_mcePaste">29 Ekim 1933 &#8211; Gazi Mustafa Kemal&#8217;in Cumhuriyet&#8217;in onuncu yıldönümü dolayısıyla tarihi nutkunu söylemesi.</div>
<div id="_mcePaste">16 Haziran 1934 &#8211; İran Şehinşahı Rıza Pehlevi&#8217;nin Gazi Mustafa Kemal&#8217;i Ankara&#8217;da ziyareti.</div>
<div id="_mcePaste">21 Haziran 1934 &#8211; Soyadı Yasası kabul edildi. Bütün Türk yurttaşlarının öz adından başka bir soyadı taşımaları zorunlu hale getirildi.</div>
<div id="_mcePaste">24 Kasım 1934 &#8211; Büyük Millet Meclisi&#8217;nin Mustafa Kemal&#8217;e ATATÜRK soyadını veren kanunu kabul etmesi.</div>
<div id="_mcePaste">3 Aralık 1934 &#8211; Hangi dinden olursa olsun, ülkemizde din adamlarının mâbet ve âyinler dışında dinsel giysi kullanmaları yasaklandı.</div>
<div id="_mcePaste">5 Aralık 1934 &#8211; Anayasa değişikliği yapılarak, Türk kadınlarına milletvekili seçme ve seçilme hakkı verildi.</div>
<div id="_mcePaste">1 Mart 1935 &#8211; Atatürk&#8217;ün dördüncü defa Cumhurbaşkanı seçilmesi.</div>
<div id="_mcePaste">__________________</div>
<div id="_mcePaste"><strong>1936 &#8211; 1937<br />
<span style="font-weight: normal;">__________________</span> </strong></div>
<div id="_mcePaste">20 Temmuz 1936 &#8211; Montreux Boğazlar Sözleşmesi imzalandı. Boğazlar tamamiyle Türk egemenliğine geçti. Türk askeri, &#8220;gayri askeri&#8221; adı verilen yerlere girdi.</div>
<div id="_mcePaste">4 Eylül 1936 &#8211; İngiltere Kralı Edward VIII.&#8217;nin İstanbul&#8217;da Atatürk&#8217;ü ziyareti.</div>
<div id="_mcePaste">11 Haziran 1937 &#8211; Atatürk&#8217;ün, çiftliklerini Devlete ve bir kısım gayrimenkullerini Ankara Belediyesi&#8217;ne bağışlaması.</div>
<div id="_mcePaste">27 Ocak 1937 &#8211; Hatay&#8217;ın Bağımsızlığı, Milletler Cemiyeti tarafından kabul edildi.</div>
<div id="_mcePaste">5 Şubat 1937 &#8211; TBMM&#8217;nin aldığı bir kararla, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası&#8217;na: &#8220;cumhuriyetçilik, milliyetçilik, halkçılık, devletçilik, lâiklik, devrimcilik&#8221; ilkeleri kondu.</div>
<div id="_mcePaste">28 &#8211; 29 Ekim 1937 -Atatürk, son kez Ankara&#8217;da Cumhuriyet Bayramı törenlerine katıldı.<span style="color: #ffffff;">http://ufoss.com</span></div>
<div id="_mcePaste">__________________</div>
<div id="_mcePaste"><strong>1938 &#8211; &#8230;<br />
<span style="font-weight: normal;">__________________</span> </strong></div>
<div id="_mcePaste">14 Ocak 1938 &#8211; Türkiye, Irak, İran, Afganistan arasında kurulan &#8220;Sâdâbat Paktı&#8221;, TBMM tarafından onaylandı.</div>
<div id="_mcePaste">30 Mart 1938 &#8211; Atatürk&#8217;ün hastalığı hakkında Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreterliğince ilk defa resmi tebliğ yayınlanması.</div>
<div id="_mcePaste">19 Mayıs 1938 &#8211; Atatürk, son kez 19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramı gösterilerini izledi. Rahatsız olmasına karşın Hatay sorunuyla ilgili güney gezisine çıktı.</div>
<div id="_mcePaste">19 Haziran 1938 &#8211; Romanya Kralı Karol II&#8217;nin Atatürk&#8217;ü İstanbul&#8217;da ziyareti.</div>
<div id="_mcePaste">5 Eylül 1938 &#8211; Atatürk&#8217;ün vasiyetnamesini yazması.</div>
<div id="_mcePaste">16 Ekim 1938 &#8211; Atatürk&#8217;ün hastalık durumu hakkında günlük resmi tebliğler yayımına başlanması.</div>
<div id="_mcePaste">10 Kasım 1938 &#8211; Büyük Atatürk&#8217;ün Ölümü<span style="color: #ffffff;">http://ufoss.com</span></div>
<div id="_mcePaste">21 Kasım 1938 &#8211; Atatürk&#8217;ün cenazesinin Etnografya Müzesi&#8217;ndeki geçici kabre törenle konulması.</div>
<div id="_mcePaste">28 Kasım 1938 &#8211; Atatürk&#8217;ün Vasiyetnamesi&#8217;nin açılması.</div>
<div id="_mcePaste">10 Kasım 1953 &#8211; Atatürk&#8217;ün nâşının, Etnografya Müzesi&#8217;ndeki geçici kabrinden Anıtkabir&#8217;e nakledilmesi.</div>
<div id="_mcePaste">5 Eylül 1973 &#8211; Başbakanlığa bağlı Devlet Film Arşivi’nin İstanbul&#8217;daki deposunda çıkan yangında Atatürk ile ilgili tek kopyalı filmlerin tamamı ile çok sayıda başka belge yandı.</div>
<div id="_mcePaste">1981 &#8211; UNESCO&#8217;nun aldığı bir kararla Atatürk&#8217;ün doğumunun 100. yılının bütün dünyada ATATÜRK YILI olarak kutlanması.</p>
<p>Kaynak=ozmena.com</p>
</div>
<img src="http://ufoss.com/?ak_action=api_record_view&id=1871&type=feed" alt="" /><h3  class="related_post_title">Benzer Konular</h3><ul class="related_post"><li>Benzer Konu Basligi Bulunamadi</li></ul>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://ufoss.com/kronolojik-sirayla-mustafa-kemal-ataturkun-hayati/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Atatürk&#8217; ün yazdığı kitaplar ve içerikleri</title>
		<link>http://ufoss.com/ataturk-un-yazdigi-kitaplar-ve-icerikleri/</link>
		<comments>http://ufoss.com/ataturk-un-yazdigi-kitaplar-ve-icerikleri/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 06 Jan 2009 15:25:33 +0000</pubDate>
		<dc:creator>ufoss</dc:creator>
				<category><![CDATA[Atatürk (Mustafa Kemal)]]></category>
		<category><![CDATA[Atatürk]]></category>
		<category><![CDATA[ataturkun yazdigi kitaplar]]></category>
		<category><![CDATA[Ebook]]></category>
		<category><![CDATA[kitaplarin icerigi]]></category>
		<category><![CDATA[nutuk icerik]]></category>
		<category><![CDATA[ozet]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://ufoss.com/?p=746</guid>
		<description><![CDATA[YAZDIĞI KİTAPLAR Nutuk Medeni Bilgiler Arıburun Muharebeleri Raporu Atatürk&#8217;ün Hatıra Defteri Mustafa Kemal Atatürk&#8217;ün Karlasbad Hatıraları Zabıt ve Kumandan İle Hasbıhal Cumalı Ordugahı Takımın Muharebe Eğitimi Geometri Taktik Meselenin Çözümü ve Emirlerin Yazılmasına İlişkin Öğütler Bölüğün Muharebe Eğitimi Taktik Tatbikat Gezileri NUTUK Yurdumuzun parçalanıp, işgal edildiği günlerden başlayarak, Türk tarihinde bir dönüm noktası olan İstiklal [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://ufoss.com/resimler_wp/ataturk.jpg"><img class="alignleft" src="http://ufoss.com/resimler_wp/ataturk.jpg" alt="" width="149" height="158" align="right" /></a>YAZDIĞI KİTAPLAR<br />
Nutuk<br />
Medeni Bilgiler<br />
Arıburun Muharebeleri Raporu<br />
Atatürk&#8217;ün Hatıra Defteri<br />
Mustafa Kemal Atatürk&#8217;ün Karlasbad Hatıraları<br />
Zabıt ve Kumandan İle Hasbıhal<br />
Cumalı Ordugahı<br />
Takımın Muharebe Eğitimi <span id="more-746"></span><br />
Geometri<br />
Taktik Meselenin Çözümü ve Emirlerin Yazılmasına İlişkin Öğütler<br />
Bölüğün Muharebe Eğitimi<br />
Taktik Tatbikat Gezileri</p>
<p>NUTUK</p>
<p>Yurdumuzun parçalanıp, işgal edildiği günlerden başlayarak, Türk tarihinde bir dönüm noktası olan İstiklal Savaşı&#8217;nı, Türkiye Cumhuriyeti&#8217;nin kuruluşunu ve inkılapların yapılışını anlatan Nutuk, siyasi ve milli tarihimizin birinci elden, değerli bir kaynak eseridir.</p>
<p>Atatürk&#8217;ün kendi kaleminden çıkan bu eser, yine Atatürk tarafından, Cumhuriyet Halk Partisi&#8217;nin 15-20 Ekim 1927 tarihleri arasında Ankara&#8217;da toplanan İkinci Kurultayı&#8217;nda 36,5 saat süren ve altı günde okunan tarihi bir hitabeye dayandığı için Nutuk adını almıştır.</p>
<p>Nutuk yalnız geçmiş devrin bir hikayesi olarak dünümüzü anlatmakla kalmayıp, yakın tarihimizden alınan ibret dolu tecrübelerle, milli varlığımızın bugününe de yarınına da ışık tutabilen bir değer taşımaktadır.</p>
<p>Nutuk, milleti ülkenin geleceğini belirleyecek olan milli birlik ilkesi etrafında bilinçlendirip, kenetlendirerek, milli irade ve milli hakimiyet kavramlarının harekete dönüştürülmesi yoluyla, Türkiye Büyük Millet Meclisi&#8217;nin kuruluşundan Cumhuriyetin ilanına kadar uzanan başarılı bir tarihi akışın hikayesidir.</p>
<p>Nutuk ilk defa 1927 yılında, biri asıl metin, diğeri belgeler olmak üzere Arap harfleriyle iki cilt olarak yayınlanmıştır. Aynı yıl, tek cilt halinde lüks bir baskısı da yapılmıştır. Yazı inkılabından sonra, bu ilk metnin okunması güçleştiğinden, 1934 yılında, Milli Eğitim Bakanlığınca üç cilt olarak yeniden basılmıştır. Nutuk, Atatürk Kültür Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Atatürk Araştırma Merkezince yeniden basılmıştır.</p>
<p>BÖLÜĞÜN MUHAREBE EĞİTİMİ</p>
<p>&#8220;Bölük Muharebe Eğitimi&#8221; olarak yayınlanan eser, meskun yerlerde muharebe, savunma ve taarruz konularını kapsamaktadır. Meskun yerlerin sınırlayıcı durumlarının muharebeye etkisi, savunma mevziinin seçimi, savunma mevziinin hazırlanması, ateş sahalarının temizlenmesi, ateş taksimi, ateş tutmayan ölü bölgelerin kapatılması ve mevziin işgali gibi savunmanın esasını oluşturan konular işlenmiştir. Ayrıca taarruzda birliğin aldığı tertip ve düzen, ilerleme, ateş üstünlüğü, ihtiyatların kullanılması gibi taarruz harekatında her zaman karşılaşılacak konular ele alınmıştır.</p>
<p>Genç Kurmay Önyüzbaşı Mustafa Kemal (Atatürk) tarafından, Almanca aslından tercüme edilen ve bağlı olduğu ordunun eğitimine katkısı olan bu eserden yeni nesillerin de faydalanabilmeleri için bugünkü Türkçeye çevrilmiştir.</p>
<p>CUMALI ORDUGAHI</p>
<p>Cumalı Ordugahı; Makedonya bölgesinde, Köprülü &#8211; İştip yolu üzerinde bulunmaktadır. Bu ordugahta, 3. Süvari Tümen Komutanı Tuğgeneral Suphi Paşa&#8217;nın komutası altında kurulan bir süvari tugayına eğitim ve manevra yaptırılmıştır. Bu manevraya katılan Mustafa Kemal, &#8220;Cumalı Ordugahı&#8221; adlı eserini yazmış; süvari, bölük, alay, tugay eğitim ve manevralarını anlatmıştır.</p>
<p>Mustafa Kemal bir kurmay subay olarak teorik bilgilere önem vermekte, ancak askeri tatbikat ve manevralardan sadece katılanların yararlanmasını yeterli görmemektedir. Bu yüzden, 10 gün süren bu tatbikat sırasında tuttuğu gözlem notlarını, hazırlanan meseleleri ve komutanların yaptıkları eleştirileri yazmış, bol kroki ile küçük bir broşür haline dönüştürmüştür. 12 Eylül 1909&#8242;da tamamladığı bu eseri, Selanik&#8217;te 1909 yılında matbaa harfleriyle basılmıştır. Eser; 39 sayfa metin ve 7 adet krokiden oluşmaktadır.</p>
<p>TAKIMIN MUHAREBE EĞİTİMİ</p>
<p>Bu kitap; Berlin Askeri Üniversitesi eski müdürlerinden General Litzmann&#8217;ın &#8220;Seferber Mevcudunda Takım, Bölük ve Taburun Muharebe Talimleri&#8221; adlı eserinin ilk bölümünü oluşturmakta olup, Selanik&#8217;te 3.Ordu Karargahı&#8217;nda görevli, Kurmay Kıdemli Yüzbaşı Mustafa Kemal tarafından Almancadan Osmanlıca diline çevrilmiş ve 1908 yılında Selanik Asır Matbaasında basılmıştır.</p>
<p>Kitabın özü; seferi tam mevcutlu bir takımın, değişik hava şartları ve çeşitli arazide, basit bir mesele içinde muharebe yöntemlerinin uygulaması, avcı hattı teşkiliyle bir avcı hattının ateş muharebesi üzerinde toplanmaktadır.</p>
<p>Mustafa Kemal Paşa, subayların arazide yetiştirilmesini amaçlayan tatbikatın, önemini vurgulayan bu eserini, 1911 yılında 5. Kolordu Harekat Şube Müdürü iken yazmıştır. Bu eserde, karşılıklı olarak kırmızı ve mavi muharebe birliklerinin Selanik-Kılkış arasında yaptıkları savunma ve taarruz uygulamalarının değerlendirilmesi yapılmıştır.</p>
<p>TAKTİK VE TATBİKAT GEZİSİ</p>
<p>Bu eserinde, bir muharebeyi sevk ve idarede belirli kuralların olamadığını vurgulaması yanında, komutan olan kişinin nitelikleri üzerinde de durmuştur. Bunlar ise; birliğini barışta ve savaşta eğitmek, yönetmek ve gözetmekteki üstün başarı, elindeki kuvvetin eksikliğini giderecek düşünce gücü ve astlarından her konuda üstünlüğü sağlamaktır. Bunun yanında, kişisel cesaret, başkalarının hareketini önceden seziş ve harekatını en uygun zamanda yapabilme yeteneği olmalıdır. Ortak amacın gerçekleştirilebilmesi için birliklerini başarılı bir şekilde yönetmeli, astları üzerinde etkili olmalı ve otoritesini kurabilmelidir.</p>
<p>Bu eserde ayrıca bir komutanın başarılı olabilmesi için bu kuralları sadece okumuş ve öğretmiş olmanın yeterli olamadığı, bunların tatbikatının da önemi belirtilmiştir</p>
<p>GEOMETRİ</p>
<p>Atatürk bu kitabı ölümünden bir buçuk yıl önce III. Türk Dil Kurultayından hemen sonra 1936-1937 yılı kış aylarında Dolmabahçe Sarayında kendi eliyle yazmıştır. Atatürk Arapça ve Farsça terimlerle dolu ders kitaplarının öğrenciler açısından öğrenimi geciktireceğini düşünmüştü.</p>
<p>SUBAY VE KOMUTAN İLE KONUŞMALAR</p>
<p>&#8220;Subay ve Komutan ile Konuşmalar&#8221; Atatürk’ün askerliğe ilişkin eserlerinin en önemlilerinden birisidir. Bu eser, Atatürk, 1914 yılında Kurmay Yarbay rütbesiyle Sofya askeri Ataşesi olarak bulunduğu sırada, Nuri Conker&#8217;in &#8220;Zabit ve Kumandan (Subay ve Komutan)&#8221; adlı kitabına karşılık olarak yazılmıştır.</p>
<p>Genç subayın, içinde bulunduğu ordudaki aksaklıkları, hataları nasıl sezdiğini; bunlara karşı tepkisiz kalmayarak üst makamlara hatalar ve çözüm yollarını nasıl sunduğunu; ülkenin içinde bulunduğu askeri ve siyasal durumdan duyduğu acıları kitabın birinci bölümünde bulmaktayız.</p>
<p>Atatürk, bir subayın taşıması gereken özveri, ölümü göze alma, emri altındakileri sevk ve idare edebilme, taarruz ruhu, inisiyatif özellikleri hakkında, Nuri Conker&#8217;in görüşlerine katılmış ve kendi düşüncelerini de çeşitli örneklerle destekleyerek açıklamıştır.</p>
<p>Bunların yanı sıra, Türk kadınının, aslında toplumu yaratmada çok etkili olabilecekken, suskunluğu seçtiğini bütün açıklığıyla ortaya koymaktan kendini alamamıştır. Türk ulusu hakkında ise &#8220;kuşkusuz bizim ulusumuzun karakteri de bütün karakterler gibi yükselmeye ve istenen şekle girmeye elverişlidir. Fakat kendi kendisine olmak koşuluyla&#8230;&#8221;dedikten sonra, dışardan ulusumuzun karakterine yapılmak istenen etkilerin amacına ulaşamayacağını vurgulamıştır.</p>
<p>Subaylarda ve erlerdeki inisiyatif özelliğine eserinde geniş bir bölüm ayıran Atatürk, kendi dönemindeki ile daha önceki dönemlerde Osmanlı ordusunu kıyaslamıştır. Özellikle Trablusgarp Savaşı&#8217;nda edindiği deneyimler ile kendiliğinden hareket ve iş görme özelliğinin, olması gereken sınırını göstermiştir.</p>
<p>Atatürk, eserin son bölümünde, Kuzey Afrika&#8217;da birlikte çarpıştığı korkusuz ve yiğit silah arkadaşlarını anmış ve onları &#8220;yüksek askerlik niteliklerine&#8221; sahip insanlar olarak tanımlamıştır. Bu davranışı O&#8217;nun diğer bütün üstünlüklerinin yanı sıra insancıl yönüne de tanıklık eder.</p>
<p>alıntıdır</p>
<img src="http://ufoss.com/?ak_action=api_record_view&id=746&type=feed" alt="" /><h3  class="related_post_title">Benzer Konular</h3><ul class="related_post"><li><a href="http://ufoss.com/mustafa-kemal-ataturkun-askeri-gorevleri/" title=" Mustafa Kemal Atatürk&#8217;ün Askeri Görevleri"> Mustafa Kemal Atatürk&#8217;ün Askeri Görevleri</a></li><li><a href="http://ufoss.com/tum-e-kitap-ebook-okuma-programlari-portable/" title="Tüm e-kitap ebook okuma programları (portable) ">Tüm e-kitap ebook okuma programları (portable) </a></li><li><a href="http://ufoss.com/harika-pc-kitaplari-pdfs-ebook-ekitap-digital-kitap/" title="Harika PC Kitapları PDFs &#8211; ebook &#8211; ekitap &#8211;  digital kitap">Harika PC Kitapları PDFs &#8211; ebook &#8211; ekitap &#8211;  digital kitap</a></li><li><a href="http://ufoss.com/dort-buyuk-kutsal-kitap-resimli-ebook/" title="Dort Buyuk Kutsal Kitap Resimli Ebook">Dort Buyuk Kutsal Kitap Resimli Ebook</a></li><li><a href="http://ufoss.com/1000tane-kitab-ozeti-arsiv/" title="1000&#8242;Tane Kitab Özeti Arşiv">1000&#8242;Tane Kitab Özeti Arşiv</a></li></ul>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://ufoss.com/ataturk-un-yazdigi-kitaplar-ve-icerikleri/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>MUSTAFA KEMAL PAŞA BU TAVUĞU NİÇiN YEMEDi?</title>
		<link>http://ufoss.com/mustafa-kemal-pasa-bu-tavugu-nicin-yemedi/</link>
		<comments>http://ufoss.com/mustafa-kemal-pasa-bu-tavugu-nicin-yemedi/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 24 Mar 2008 11:58:01 +0000</pubDate>
		<dc:creator>ufoss</dc:creator>
				<category><![CDATA[Atatürk (Mustafa Kemal)]]></category>
		<category><![CDATA[anilar]]></category>
		<category><![CDATA[Atatürk]]></category>
		<category><![CDATA[Kemal]]></category>
		<category><![CDATA[Mustafa]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://ufoss.com/mustafa-kemal-pasa-bu-tavugu-nicin-yemedi/</guid>
		<description><![CDATA[O gün Duatepe&#8217;de düşmanın iniltisini sevinç gözyaşları ile kutluyorduk. Mürettep Kolordumuzun Kurmay Başkanı Hayrullah (Fişek), bir akşam yemeği hazırlamıştı. Ortada bir cılız tavuk ile, dört/beş dilim siyah ekmekten başka bir şey yoktu. Dünden beri ağzımıza en ufak bir lokma girmemişti. Gazi Paşa, İsmet Paşa, Ben, Kazım Bey, sofraya bağdaş kurduk. Hayrullah Bey (Fişek), Tevfik Bey [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a title="ataturkyemek.jpg" href="http://ufoss.com/resimler_wp/2008/03/ataturkyemek.jpg"><img class="alignleft" src="http://ufoss.com/resimler_wp/2008/03/ataturkyemek.thumbnail.jpg" alt="ataturkyemek.jpg" width="128" height="89" align="left" /></a>O gün Duatepe&#8217;de düşmanın iniltisini sevinç gözyaşları ile kutluyorduk. Mürettep Kolordumuzun Kurmay Başkanı Hayrullah (Fişek), bir akşam yemeği hazırlamıştı. Ortada bir cılız tavuk ile, dört/beş dilim siyah ekmekten başka bir şey yoktu.<br />
<span id="more-374"></span><br />
Dünden beri ağzımıza en ufak bir lokma girmemişti. Gazi Paşa, İsmet Paşa, Ben, Kazım Bey, sofraya bağdaş kurduk. Hayrullah Bey (Fişek), Tevfik Bey (Bıyıklıoğlu), Salih Bey (Bozok) biraz uzaktaydılar. Atatürk, Kolordu Komutanı Kazım Bey&#8217;e dönerek:</p>
<p>- Erlere yiyecek ne verebildiniz? dedi.<br />
- Kazım (Özalp) Bey şaşırdı, durakladı, Kurmay Başkanı&#8217;na dönerek:<br />
- Hayrullah Bey,erlere ne verebildik? diye sordu.<br />
- Efendim, dün sabah tedarik ettiğimiz buğdayı kavurmaları için birliklere dağıtmıştık&#8230;</p>
<p>Mustafa Kemal Paşa, biraz durakladıktan sonra ayağa kalktı ve tavuğa el atmadan yürüdü&#8230; Biz de onu takip ettik. Diğer arkadaşlar da ne tavuk, ne de bir dilim ekmeğe el sürebilmişti. O akşam hepimiz aç yattık&#8230;</p>
<p>Kaynak: Garp Cephesi Kurmay Başkanı Asım Gündüz&#8217;ün Hatıraları</p>
<img src="http://ufoss.com/?ak_action=api_record_view&id=374&type=feed" alt="" /><h3  class="related_post_title">Benzer Konular</h3><ul class="related_post"><li><a href="http://ufoss.com/mustafa-kemal-ataturkun-askeri-gorevleri/" title=" Mustafa Kemal Atatürk&#8217;ün Askeri Görevleri"> Mustafa Kemal Atatürk&#8217;ün Askeri Görevleri</a></li><li><a href="http://ufoss.com/ataturk-un-yazdigi-kitaplar-ve-icerikleri/" title="Atatürk&#8217; ün yazdığı kitaplar ve içerikleri">Atatürk&#8217; ün yazdığı kitaplar ve içerikleri</a></li></ul>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://ufoss.com/mustafa-kemal-pasa-bu-tavugu-nicin-yemedi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
