Gurbetci Siirleri

Işçiler düştü yollara
Yıl 1964,
Tahta bavulları, kasketleriyle,
Dağıldılar şahan görmüş serçe yavrusu gibi,
Avrupa’nın dört bir yanına.

Almanya, Fransa, Belçika, Hollanda’ya.
Buğulanmış gözlerinde umut,
Yüreklerinde vatan özlemi, yuva hasreti
Çalıştılar yıllarca hamal gibi, robot gibi,
Bir somun ekmek, birkaç fazla “Mark” için.
Plânları vardı hep kafalarında
Üç, beş yıl sonra kazandıklarıyla geri dönmek için

Lâkin, her akşam döndüklerinde pansiyonlarına
Güneşin batıp, karanlığın kasveti üzerlerine çökünce,
Koyun yavruları gibi birbirlerine sokuldular.
Hüzünlendiler için için.

Yürekleri yandı; ana, baba, çoluk çocuk özlemiyle,
Karamsarlığa düştüler, yolunu şaşıranlar oldu
Ama ezilmediler hiçbir zaman, bu horgörülmüşlüğün girdabında.
Çalıştılar, çalıştılar; ha bugün, ha yarın döneriz diye.
Gün geldi umutları ellerinden bir kuş gibi uçuverdi.
Yetmedi kazandıkları.

Çünkü sosyal güvenceleri yoktu anavatanlarında.
Daha bir acı hazla, zevkle, ürpertiyle çalıştılar,
Maden ocaklarında, motor fabrikalarında.
Her zaman hakları yendi, hor görüldüler
Yine de umutları sönmedi yüreklerinde.
Kavruldular sıla hasretiyle
Ufuktaki pembe umutları dağıldı, kasırga yemiş gibi
Yetti artık bu bekârlık dediler.

Bıçak kemiğe dayandı, için için yanmış bağırlarında,
Çocuklarını, avratlarını getirdiler yanlarına
Şimdi, dert bir iken beş oldu.
Sorunlar çoğaldı,
Ezildiler bu yükün altında, iki büklüm oldular,
Ali’ler, Mehmet’ler, Hasan’lar, Fatma’lar.

Çocukları doğdu, bu dili ayrı, dini ayrı memleketlerde,
Gün geldi torunlarını sevmeye başladılar.
Birinci, ikinci, üçüncü kuşak,
Ama yine de umutları hiç bitmedi
Ha bugün, ha yarın döneceğiz diye vatana.
Bazıları uçağın kuyruğunda gitmeye başladı
Bir çokları kök saldı buralarda.
Olsun dediler; Türkiye’miz, can vatanımız,

Bugün de aynı hasret, aynı umut, aynı özlem
Vah ki vah benim tahta bavullu gurbetçilerim.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Time limit is exhausted. Please reload CAPTCHA.