Koylu Kadin ve Universiteli Genc Kiz !!

Genç kız, el aynasında makyajını kontrol etti;”Gayet iyi”dedi.Güzelliğinden emindi.Çevresindeki erkeklerin pervane olmasından zatenbiliyordu güzel olduğunu. Hayatın tadını çıkaran, rahat yaşayan biriydi. Cep telefonu çaldığında, akşam arkadaşlarıyla hangi eğlence yerine gideceğine karar vermeye çalışıyordu. Telefondaki numaraya baktı, arayan annesiydi.- Alo.kızım, nasılsın?- İyiyim anne. Ne oldu * – Sana bir surprizim var. – Surpriz mi?- Evet.Çok eski bir arkadaşım, dostum şehrimize  gelmiş..- Eee kimmiş. – Kim olduğu surpriz. Fakat, onu senin almanı istiyorum. – Ben mi? – Evet, senin iş yerine yakın olan parkı biliyormuş. Parka gitmesini ve seninle buluşmasını söyledim. Senin de parka gidip onu almanı istiyorum. – Anne, ben böyle şeyleri sevmem, kendin halletsen.
Kızım 1-2 saatlik bir işim var. Ayrıca seni bebekliğinden tanıyan bir
arkadaşım. Seni görünce mutlaka çok sevinecektir.- Amaaan. Peki peki.
Nasıl tanıyacağım. -Evden çıkarken üzerine giydiklerini tarif ettim.O
parkta bazı oturaklar piknik masası şeklinde. Parkın sinema tarafı
girişindeki ilk piknik masasına otur. O gelince seni bulacak.-Tamam
anne..tamam.- Kızım senden her gün mü bir şey istiyorum.Üniversiteyi
bitireli, hele de işe gireli bir fatura yatırmaya bile göndermedim. –
Hemen darılma, tamam dedim ya. O nasıl tamam demekse. neyse, hadi o zaman,
izin al da çık, bekletme. Ben de işlerimi bitirip hemen geleceğim. Genç
kız, izin alıp çıktı.Kısa bir yürüyüşten sonra parka vardı. Bu parkta daha
önce hiç oturmadığını farketti. Arkadaşlarıyla hep paralı,lüks eğlence
yerlerine giderlerdi. Annesinin tarif ettiği, girişteki ilk masayı buldu,
boş olan kısmına oturdu. Masanın diğer tarafında bir köylü kadınla, küçük
kız oturuyordu. Onlarla aynı yerde bulunmaktan utandığını hissetti.
“-Annemin arkadaşı çabucak gelse de,şunlardan kurtulsam” diye düşündü. Köylü
kadın çekinerek seslendi; – Afedersin kızım, bir şey sorabilir miyim?
“Kızım” diye seslenmesi iyice sinirlerini bozdu. – Ne var, adres mi
soracan! .. Sert çıkış karşısında kadın sesini alçalttı; – Hayır kızım,
başka bir şey soracaktım. – Sizin gibi cahiller ya adres sorar, ya para
ister. Köylü kadının kızaran yüzüne aldırmadı bile. O sırada şık ve lüks
giyimli, orta yaşlı bir kadının uzaktan yaklaştığını gördü. “-Nihayet.”
diyedüşündü. Ayağa kalkıp kadını karşılamaya çalışırken, kadın
yanlarındangeçip gitti. Somurtarak geri oturdu. Yanındaki küçük kıza daha
sıkı sarılmış köylü kadının gözünden bir damla yaşın süzüldüğünü gördü.Kadın
gözyaşını saklamak için diğer tarafa dönünce bir yüzündeki büyük yanık izi
göründü. Genç kız manalı manalı güldü; – Bak kolayca gözyaşı dökebiliyorsun,
yüzünde de çirkin bir yanık izi var. Burda ne bekliyorsun geç bir köşeye aç
mendilini ağla. Fakat ağlamayla benden bir şeykoparacağını sanma, tamam mı.
Kadın dayanamadı; – Cahil deyip duruyorsun. Ne cahilliğimi gördün.
Tanımadığım bir kadına, torununun yanında hakaret mi ettim! . – Oooo… laf
yapmayı da biliyormuş -Anlaşıldı kızım, sen üniversite bitirmiş, çok şey
öğrenmiş olabilirsin ama insanlıktan sınıfta kalmışsın. Torunumu okutmak
için uğraşacaktım. Fakat seni görüncevazgeçtim. Yaşlı kadın, küçük kızı alıp
masadan kalkarken, boşalan yere doğru şık giyimli bir kadın yaklaştı. Cevap
vermek için hazırlanan genç kız zengin giyimli, şık kadını görünce uzaklaşan
yaşlı kadına cevap vermekten vazgeçti. Yaşlı kadın geriye bakmaya çalışan
küçük kızın başını eliyle engelledi. Bir süre sonra, genç kızın annesi
parkta yanına geldi. – Merhaba kızım, Zeynep teyzen nerde? – Kimse gelmedi
anne. En son bir bayan geldi, yanıma oturdu. O da sadece dinlenmek için
gelmiş biriymiş. – Allah Allah! …giyindiklerini çok iyi tarif etmiştim,
seni nasıl bulamadı anlamadım.Yanında küçük bir kız olacaktı. Genç kız bir
an durakladı. -Küçük bir kız mı? – Evet – Anne! . biz zengin, kültürlü
insanlarız. Herhalde arkadaşın da zengin, kültürlü biridir, değil mi? –
Kültürsüz değil ama zengin değil. – Sakın bana köylü bir kadın olduğunu
söyleme. – Köyden gelen kadına ne denir ki! .. – Oh. iyi iyi, köylü
kadınları karşılmaya beni gönderiyorsun. – Kızım, o kadına bir borcumuz
vardı. O zamanlarda borcumuzun karşılığı bir şey veremedik. ‘ Gün gelir, bir
ihtiyacım olduğunda, ben kapınızı çalarım’. Dedi ve işte bu gün kapımızı
çaldı. -Ne istiyormuş? – Torununu okutmamızıistiyor. Baban şimdi arabayla
gelip hepimizi alacak, kayıt için okula götürecek.- Anne, o köylü kadına ne
borcun olabilir ki, anlayamadım? Annesi, kızının öfkeli ses tonuna
dayanamadı; – Kızım, sen bebekken biz köydeydik. – Eee. – Sana yıllar önce
bahsetmiştim, köydeyken evimiz yandı, biz de inekleri,atları,tarlaları
neyimiz varsa hepsini satıp köyden göçtük, demiştim. -Evet, hatırladım. – O
yangınla ilgili bir ayrıntıyı, seni üzülebilir veya seni evde yalnız
bıraktığımız için darılabilirsin korkusuyla anlatmamıştık. – Herhalde şimdi
anlatacaksın. – Baban evde yoktu, ben de su doldurmaya köy pınarına
gitmiştim. Lodos mu ne diyorsunuz, işte o rüzğar bazen ters esiyormuş,
yukardan aşağı filan. Sen beşikte uyuyorken rüzğar bacadan içeri esince
közler ocaklıktan tahtalara sıçramış, yangın başlamış. Pınar yerinden
dumanları görüp koştuğumda alevler heryeri sarmıştı. Birazdan yıkılacak gibi
görünen eve yine de girmek için atıldığım anda Zeynep teyzen kucağına seni
almış olduğu halde dışarıfırladı. O sahneyi hiç unutamam; onun kucağından
seni aldığımda o çığlıklar atıyordu. – Niçin? – Seni kurtarırken, sağ tarafı
yanmıştı. Gelince görürsün sağ yanağında ağır bir yanık izi var. Çok acı
çekti çook. Dur ağlama, seni bu kadar üzeceğini bilmiyordum.Tamam kızım,
bak makyajın akıyor, ağlama. Hah! .. baban da geldi. Fakat Zeynep teyzen
hala bizi bulamadı.

 

Şair-Yazar : Ahmet Ünal ÇAM

2 Comments

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Time limit is exhausted. Please reload CAPTCHA.